Antalya BŞB ve Erdemir Maçlarının Ardından

Bu kez biraz uzun bir ara oldu galiba? Tüm günümüz basketbolla geçiyor ama yazı çıkmıyor bir türlü. Tembellik de değil aslında. Beyin yorgunluğu falan deyip geçiştirelim en iyisi.

Hepimizi şok eden bir Antalya BŞB yenilgisi yaşadıktan sonra geçtiğimiz Cumartesi Erdemir’i 27 sayılık farklı bir skorla yenmek ilginç değil mi?

Bir yanıyla evet, bir yanıyla hayır. Bir hafta önce şaka gibi 0 sayı çeken bir Seibutis, Erdemir maçında 29 sayı yapan, takımı ateşleyen bir Seibutis.

Koç Gökhan Taştimur, Antalya maçı sonrası yaptığı açıklamada “Bizim açımızdan maçın teknik bir yorumunu yapamıyorum” demişti.

Kulüpteki işlerim dolayısıyla Antalya’ya gidememiştim. Maçı, oyuncumuz Ahmet Kaplan ile birlikte internet ortamından istatistiki olarak izledik. Maç bittiğinde ikimiz de sonuca inanamıyorduk. Görüntü olmayınca yorum yapmak imkansız oluyor adeta. Ters giden bir şeyler olduğunu anlıyorduk ama ne olduğunu bir türlü çözemedik. Hatta bir ara yanlışlıkla başka bir maçı mı izledik fikri oluştu.

Maalesef gerçekti. Ve sonuç acıydı. Anlayamadığımız bir biçimde yenilmişti takımımız. Her maçı kazanacağız gibi megaloman bir düşünce içinde değilim elbet. Elbette yenileceğiz. Bu bizim takımımızdan zayıf bir ekip de olabilir. Ama Olin Edirne oynayarak yenilmeli. Bu bizim felsefemiz aslında. Olin Edirne sistemi, ilkeleri olan bir takım.

Sonra maçın CD’sini seyrettim. İşte o zaman Gökhan Taştimur’un neden “yorum yapamıyorum” dediğini daha iyi anladım. Gerçekten de bu maç için hiçbir teknik yorum yapılamaz. Sahada süre alan 11 oyuncumuzun tümü, sözün tam anlamıyla dökülmüşler. Ben gördüklerimi, basketbol bilgimin yettiklerini yazacağım. Yazdıklarım sadece kendi düşüncelerim. Belki de yanlış. Bilemiyorum.

Hemen belirteyim, ben hayatımda böyle bir maç izlediğimi hatırlamıyorum. Eminim ki yaşamımın bundan sonraki bölümünde de izleme durumum olmayacaktır.

Maçın başlarında Muratcan Güler’in Seibutis’i iyi tuttuğu doğru. Ama basketbolu oturduğu yerden hatim etmiş kimi arkadaşların söylediği gibi “Baba, Seibutis’in sağını kapa, bitsin adamın işi” safsata sözlerle açıklayamazsınız. Maç istatistiklerine bakınca görülüyor ki, Seibutis süre aldığı 29 dakika boyunca sadece 3 pozisyon bulabilmiş. Bunların ikisi 2 sayılık, biri de 3 sayılık pozisyon. Bunlar da başarısız. Tek bir serbest atışı yok. Yani kendisine atışl anında tek bir faul bile yapılmamış. Hani o Seibutis’i sahadan sildi denilen Muratcan Güler’in Seibutis’e tek bir faulü bile olmamış. Bu kadar iyi savunacaksın ama tek bir faul bile yapmayacaksın. Bu çok düşük bir ihtimal olmalı. Bence bu durum Muratcan Güler’in başarısından çok o gün Renaldas Seibutis’in, belki de bir daha asla yaşamayacağı bir halde olmasından kaynaklandı. Seibutis’in bir hafta sonra Erdemir maçında 22 pozisyon bulup Antalya maçında 3 pozisyonda kalması başka nasıl açıklanabilir ki?

İkincisi, Antalya’nın Samardziski’yi pota altında 3 kişiyle adeta boğması bizim oradan sayı bulmamızı çok zorlaştırmış. Ama oradan dışarıya çıkardığı ve 3 sayılık, 2 sayılık atış pozisyonlarımız var. Bu kadar çok atış kaçar mı? Ama kaçmış. Kim attıysa kaçmış adeta. 26 tane  3 sayılık atıştan sadece 7 si başarılı olmuş. 31 tane 2 sayılık pozisyonumuzun da sadece 12’si başarılı. İlk başarılı üçlüğümüz 3. periyotun ortalarında Ömer Ünver ile gelmiş. Şaka gibi değil mi? Sadece 7 serbest atış kazanmışız. Bu da herhalde 3 atış anında faul bir tane de basket faul anlamına geliyor? Beş tanesini sayı yapmışız. Bizim kaç tane maçımızda bu kadar düşük bir serbest atış sayımız var?

Antalya BŞB çok mu iyi oynadı da kazandı? Hayır. Biz çok kötü oynadık, hatta oynamadık ve kaybettik. Bu kadar oynayamayan bir Olin Edirne’ye sadece 69 sayı atabildiler. 29’da 11 başarılı iki sayılık, 22’de 11  başarılı üç sayılık atışları olmuş. 16 serbest atışın da 14’ünü sayıya çevirmişler. Antalya BŞB kısıtlı kadrosu ve mali zorlukları olan bir takım. Bu kısıtlı imkanları ile ligde çok zoru başararak güzel sonuçlar aldılar. Sanıyorum sezon başında hayal bile edemedikleri bir yerdeler. Kutlamak lazım elbette. Olin Edirne karşısında da sadece 5 oyuncu ile oynadıklarını söylemek yanlış olmaz. Maçı sekiz oyuncu ile tamamlamışlar ama 3 oyuncuları sadece 3 ile 6 dakika arasında süre alırken 5 oyuncularının maç  süresi 36-40 dakika arasında değişmiş.

Sonuç olarak; bir daha asla yaşanamayacak bir maç bu. Geldi ve geçti diyeceğiz. Takımımız neyse ki bu kabusu sadece bir hafta yaşadı ve Erdemir maçıyla aslında ben buyum işte dedi.

Bir haftada sihirli bir değnek mi deydi? Elbette hayır. Her ne ise, o üzerlerindeki karabasanı attılar ve tekrar sistemin içine dönerek farklı Erdemir galibiyetini yaşattılar.

Evet hafta arası, daha maçın ertesi sabahı başladı antrenmanlar ve gerçekten çok ağır bir tempoda geçti. Ama bizim antrenmanlarımız genelde böyle geçiyor.

Maça daha başından ağırlıklarını koydular ve koç Gökhan Taştimur’un isteğini 40 dakika boyunca sahaya yansıtmayı başardılar. Ve Olin Edirne bunu gerçekleştirdiği takdirde zaten maç kaybetmiyor ya da savaşarak kaybediyor. Banvit’e, Fenerbahçe Ülker’e yenildik ama mücadele ederek, kendi oyunumuzu sahaya yansıtmaya çalışarak. Bornova’ya iki uzatma sonunda kaybettik. Beşiktaş Cola Turka’ya, onların oyun düzenine ayak uydurduğumuz için ama yine de mücadele ederek kaybettik. Aliağa ve Oyak Renault maçlarında oyunumuzu tam olarak sahaya yansıtamazsak da taraftar desteğimizin de katkısıyla galip gelmeyi başardık.

Trabzon ve Erdemir maçlarında ise Olin Edirne gibi oynayınca farklı galibiyetler geldi.

Şimdi bir takım çevreler takımımızı tempoyu düşürerek maç kazanmakla eleştiriyorlar. Ama bunu Trabzon’a atılan 92, Erdemir’e atılan 88 sayı ile nasıl dile getiriyorlar anlamak mümkün değil. Oyun sistemleri savunmaya dayanıyor diyorlar. Ama savunmasını güçlü ve yıpratıcı yapan takımların başarıya ulaştıklarını göremiyorlar mı? Evet güçlü bir savunma yapıp rakibine az pozisyon verirsen, hücumu da başarılı yaparsan zaten galibiyetin en büyük adayısın. Tempoyu düşüren anlayışla oynayan bir takımsa Olin Edirne Mersin’e atılan 75, Telekom’a 91, Aliağa’ya 72, Bornova’ya 95, Oyak Renault’a 74, Beşiktaş Cola Turka’ya 75, Trabzon’a 91 ve Erdemir’e 88 sayıyı nasıl başardı? Bunlar düşük tempolu maç sonuçları mıdır?

Evet Olin Edirne savunmasını iyi ve sert yapmaya çalışıyor. Bu savunmayla rakibine sayı izni vermeyip hücumda da başarılı olabilirse, ki genellikle oluyor ya maçı yüksek skorlarla kazanıyor ya da az sayı farklarla kaybediyor. Baskılı savunma ve top çalmalarla da  fast break’in daniskasını atıyor.

Ne diyordu Gökhan Taştimur, Erdemir maçı sonrası? “Bir kez daha gördük ki, kendi basketbol anlayışımızı sahaya yansıttığımız takdirde başarılı sonuçlar alıyoruz. Birinci ve ikinci periyotlarda baskıyı başlattığımızda son periyotta farkın açılmasını sağlıyoruz. Bunu da Erdemir maçında bir kez daha en iyi şekilde başardık.

Daha öncede belirttiğim gibi, bizim basketbol programımız sert ve takım halinde iyi savunma yapmak ve bu savunma emeğinin karşılığını hücum organizasyonlarında israf etmemek, disiplinli bir şekilde takım halinde hücum etmeye  dayanıyor. Zaten kadromuzda Can Akın, Renaldas Seibutis, Vidas Ginevicius gibi ‘Opencourt’  özelliği olan oyuncularımızla tempoyu düşürmek, fastbreak atmamak imkansız. Sadece takım olarak oyunun kontrolünü sağlamayı düşünüyoruz. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman da yüksek sayılara, farklı sonuçlara ulaşıyoruz.”

İşte Olin Edirne gerçeği ve başarı sırrı bu kadar basit. Basketbol öyle sırlarla dolu bir oyun değil. İyi basketbolun kurallarını yerine getirdiğinizde hem iyi takım oluyorsunuz hem de maçlarınızı kazanıyorsunuz.

Renaldas Seibutis 29 sayı ile oynadı. Bir maçta 22 pozisyon yaratabilirseniz elbette 29 sayı atarsınız. Bunda şaşılacak bir şey yok. 35 tane 2 sayılık pozisyon bulup 18’i başarılı olursa, 28 tane 3 sayılık atış yapıp 12 tanesini potadan geçirirseniz, 21 tane serbest atış kazanıp 16’sını sayıya çevirirseniz, artı 21 asistiniz olursa, 31 ribaunt aldıysanız, 5 top çaldıysanız ve rakibinize 12 top kaybı yaptırdıysanız artı bir de 3 blok yaptıysanız kim tutabilir sizi. Bunlar basketbolda kazanmak için gerekli basit bilgiler.

Her maçı kazanacağız diye bir şey yok tabii. Ama her maçı biz kendi basketbol anlayışımızla kazanabiliriz gibi bir gerçeğimiz var bizim. Biz iyi bir takımız ve daha da iyi olacağız. Çünkü bizim bir sistemimiz, kendi oyun düzenimiz ve prensiplerimiz var.

Bazıları şaşırmaya veya bu basit gerçeği görmeyerek  kıymeti harbiyesi  kendinden menkul “teoriler” üretmeye devam edebilirler. Nasıl olsa ergeç Olin Edirne gerçeği ile yüzleşecekler.

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus
Subscribe to Comments RSS Feed in this post

2 Responses

  1. Levent bey geç de olsa yazı için teşekkür ederiz.
    Bu sitede, Olin’in maç yazılarını başka sitelerden copy paste edilerek değil, kulübe yakın kimselerin orjinal kalemlerinden okumak istiyoruz.
    Umarız bir sonraki yazınız için çok uzun süre beklemeyiz.
    Ayrıca okullararası basketbol maçları niçin sitemizde görmezden geliniyor?
    2011 de keyifli yazılarınızın devamını dileriz.