BANA BİR MASAL ANLAT

Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Bir hafta aradan sonra bayan takımımız kazanmaya devam ederken maalesef Olin’de kaybetmeye devam ediyor.

Önce bayan takımımızı kutlayalım, başarılarının devamını dileyelim,

ama onların yaptığı çok güzel bir şey var ki görmeden değerlendirmeden geçmek olmaz.

Yazılarımda da bahsettiğim gibi kulüplerin bir felsefesi olmalı diyorum,  dünya ya bakışı olmalı. Kazanabilir, kaybedebilirsiniz bunlar sonuçtur,  önemli olan süreçlerdir diyorum.  Bakın geçen sene bayan takımımız 3-4 galibiyetle sezonu kapattı, ancak süreç ilerlemeye başlamıştı bir kere. Bu sene yatırımı arttırdılar, hedeflerini koydular, rüyalara dalmadan,  gerçekçi beklentilerle yollarına devam ediyorlar

ve sportif performansın yanına sosyal sorumluluk projelerini de ekleyerek ilerliyorlar.

Son iki maçtır engelli kardeşlerimizi maçlarına getirerek onların hazırladıkları gösterileri sunmalarına olanak sağlıyorlar.

Yine çocuk esirgeme kurumundan yavrularımızı maça getiriyorlar

Bu hafta Kirişhanespor futbol  takımı maçı izlemeye geldi. Bunlar emin olun en az performans kadar önemli şeyler.

Bravo diyorum bu davranışlarından dolayı Edirnespor bayan takımı yönetim kurulu üyelerine.

Basketbol sadece performans değildir.  Bugün NBA oyuncuları maçlara takım elbiseyle gelmek zorundalar, niye? Çünkü onlar birer idol ve bu yüzden sorumlulukları var.  Oyuncular hayır işleri yaptıkça yüceliyor NBA’ de . Şimdi sormak lazım, bu sosyal sorumluluk projeleri niçin Olin de olmuyor? Niye bu ve buna benzer organizasyonlar yoluyla takım kentle bütünleşemiyor? Niye hep kentten bekliyoruz,  niye biz de bir şeyler vermiyoruz?  Ne olur her hafta bir okula birkaç  oyuncu göndersek te gittikçe kaybolan ilgiyi biraz olsun canlandırsak.  Ne olur üniversitenin sadece BESYO bölümü  ile iyi ilişkiler içinde olup 1000 tane öğrencinin 700-800 tanesinin maça gelmesini sağlasak?

Tabii  bunların olması için önce dünyanın merkezi olmadığımızı anlamamız lazım.

Gelelim Telekom maçına . Öncelikle son iki deplasmanı da uzatmada kaybetmek gerçekten çok acı. Gerçekten terinin son damlasına kadar savaşıp kaybetmek çok acı. Ancak basketbol böyle bir oyun ve başarı detaylarda saklı.  Şöyle ki; Bütün istatistiklerde başa baş hatta önde olup ta sadece 6 top kaybı fazla yapınca maçı kaybediyorsun. Niye daha fazla top kaybı yapıyorsun? Çünkü rotasyonun kısıtlı. Böyle olunca ne oluyor? Oyuncu 38 dakika,  40 dakika oynayıp doğal olarak yoruluyor ve hata yapıyor. en kritik yerlerde top kaybediyor, maçın sonunu oynayamıyorsun. Sonra karşına NBA patentli Dee Brown çıkıyor 30 atıyor ve seni yeniyor.

Buradan ne çıkıyor? Sistem dediğin şey ancak iyi oyuncular varsa geçerli oluyor . Ben oyuncuları alınlarından öpüyorum, onlar ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Bunlar da insan sonuçta.  Daha da zorlarsan ya sakatlanırlar yada sürantre olurlar. Ancak bu kadronun yapabileceği şeyler doğal olarak  kısıtlı ve maalesef iyi mücadeleye puan vermiyorlar.

Daha da önemlisi sürekli kaybetmek takımın  motivasyonunu da aşağıya çekiyor. Bu arada bizim gibi alt sıralardaki takımlar son derece ciddi kariyerli oyuncularla anlaşıp kadrolarını güçlendiriyorlar. Ve işler her geçen gün daha da zorlaşacak gibi gözüküyor . Şimdi bizim de “Tarihin en iyi Olin kadrosu” masalını unutup çözümler bulmamız  lazım.

Kim bulur, nerden bulur, nasıl bulur bilemem.

Ancak bildiğim bir şey var ki oda basketbolun bir masal olmadığıdır.

Saygılar

(Bu yazı Spor Extra Gazetesinin 9. Sayısında yayınlanmıştır)

 

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus

Comments are closed.