GÖKHAN TAŞTİMUR RÖPORTAJI

Gökhan Taştimur; geçtiğimiz sezon takımdan ayrılmasından  ve  belki de tekrar geri dönmesinden sonra Edirne basketbol çevrelerince lehte ve aleyhte en çok tartışılan isim. Bilerek ya da istem dışı yaptıklarıyla kimilerinde hayranlık kimilerinde antipati uyandıran bir isim. Gökhan Taştimur geçtiğimiz hafta bir “hamle” yaptı ve son dönemde taraftarlarla nahoş hale gelen arasını düzeltmek adına girişimlerde bulundu. Taraftar önde gelenleriyle görüştü, ardından Erdemir deplasmanında alınan galibiyet sonrası, Ereğli’ye giderek takımlarını destekleyen 35 taraftarın bulunduğu tribüne tüm ekibiyle giderek başarıyı paylaşmak isteyen bir isim. Show mu yapıyor ? Gerçekten içten mi?  Elbette herkesin tek tek kendi düşünceleri ve değer yargıları var bu konuda. Ama onun da söyleyecekleri var mutlaka. İşte bu noktadan hareketle Edirnebasket.com ve Spor Extra gazetesi olarak mikrofonu Gökhan Taştimur’a uzattık. Sorular sorduk,  o yanıtladı. Biz “Doğru-Tarafsız-Kişilikli” yayın anlayışımız çerçevesinde ve” habercilikte taraf olunmaz, herkesin söyleyecek sözü olmalı” inancımızla Gökhan Taştimur’u Edirneli basketbolseverlerle buluşturuyoruz. Birçok konuda aradığınız sorulara yanıt bulacağınıza inanıyoruz. Bu yanıtlara herkes kendi yorumunu katacak, ne kadar inandırıcı olup olmadığını değerlendirecektir mutlaka. Edirnebasket.com ve Spor Extra Gazetesi sadece kendi düşündüklerine değil, bunlara en zıt düşüncelere de açık bir platformdur.

Röportajı arkadaşımız Olcay Akdağ yaptı. Edirnebasket.com ve Spor Extra Gazetesi genel yayın yönetmeni Levent Takan’da söyleşi de hazır bulundu. Röportaj Gökhan Taştimur’un ofisinde gerçekleşti. Umarız ilginizi çeker.

Basketbol kamuoyunda en çok ikinci ligden birinci lige çıkardığınız takımlarla (Eczacıbaşı, Kombassan, Antalya, Kolej, Kepez, Samsunspor, Erdemir ve Olin) ünlüsünüz…Bunlardan sadece Olin Edirne ile Beko Basketbol Ligi’nde devam ettiniz… İleriki yıllar için hedefleriniz, idealleriniz nelerdir…İkinci ligden yeni takımlar çıkarmak…Olin Edirne ya da başka bir Beko Basketbol Ligi takımı ile zirve kovalamak…Belki de çok daha ötesi…Gökhan Taştimur ne istiyor..?

Bu sekiz takımdan altısı birinci ligde devam etmedi.Hepsi de ekonomik sebeplerle çekildi ya da kapandı. Ereğli’de birinci ligde de kısa süre çalıştım ancak onlar da benimle devam etmek istemediler…

Olin’le anlaştığımda, Olin’de birinci lige çıkalım, önümüzdeki sezon Beko Basketbol Ligi’nde yer alalım düşüncesi yoktu. Öncelikle amacımız dörtlü finallere kalıp orada televizyon yayınlarıyla filan bir alıştırma dönemi yaşarız, bizim için başlangıç dönemi olur düşüncesi vardı. Ama benim iddialı bir yapım var. Küçük rütuşlar yaptık. Bir iki oyuncuyu gönderdik ve transferler yaptık.Transferler derken, aldığımız oyuncular Erdemir’de bir yıldır hiç süre almayan Serhan Kavut, ligin 11. sırasındaki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden Ege Taşpınar ve İTÜ’de 2 dakika ortalamayla oynayan Özgün Önver’i aldık…Bunların hepsi, burada bir aile oluşumunun başlangıcı oldu.Kadrodan ayrılmak isteyen birkaç oyuncumuza da mani olmadık.Yabancı oyuncuda değişiklik yaptık, kendi basketbol düzenimi oturtmak amacıyla 4 numaralı oyuncuyu beşe çevirdik…Ancak o oyuncumuz da benden önce az antrenman yapmaya alıştığından ve bizim tempomuza uyum sağlayamadığından ayrılmak istedi. . (Tabii burada benim mutlaka negatif enerjim oluyor, oyuncu hissedebiliyor bunu. Ama bu tepkiyle olmuyor, bu tamamen antrenmanların dozuyla alakalı. Az antrenman yapmaya alışmış.) Yerine David’le anlaştık. O da finallerde sakatlandı ve ameliyat oldu. Onsuz, çok önemli bir iş başardık.  Olin’in o seneki kadrosunun 1. Lige çıkması bence çok büyük bir başarıydı.

Ertesi sezon Beko Basketbol liginde düşmek için herkesin en büyük adayıydık. Kazanıyorduk ama kazanırken hala “Allah Allah nasıl oluyor” deniyordu…” Uzun oyuncuyu bir an önce gönder” deniyordu… Ama hakikaten bir güven, inanç vardı…Burada basketbolu seven insanlar çoğalmıştı. Basketbolu daha çok seyreden ve bundan keyif alan bir grup oluşmuştu. Bilinçlenmeye de başlanmıştı. Hep beraber el birliğiyle bir aile oluşumunun neticesinde, tabi Edip Bey’in önderliğinde çok parlak bir sezon geçirdik.

O sezonun üstüne geçen yıl bir takım aksilikler oldu. Bu aksiliklerin neticesinde açıkçası ben sezon başında devam etmeye istekli değildim… Dinlenmem gerektiğini düşünüyordum… Derken ortak bir karar ile, benim düşüncemin ağır bastığı bir kararla  ayrıldım. Bu tamamen benim isteğimle oldu. Kimse bana ayrıl, bırak, istifa et demedi. Ama ben faydalı olamayacağımı düşündüğüm için bıraktım. Bıraktıktan sonra da aklım fikrim hep buradaydı…Çünkü, sonuçta yoktan var edilmiş bir organizasyondu ve var olanı yok etmemek lazım…  Yoktan var ettiğin zaman, var olanı yok etmemek lazım. Zaten çocukların okulu Edirne’deydi ve onları götüremezdim. . Dört ay sonra da tamamen Edip  bey’in dönmem ve çözüm bulmam gerektiğini söylemesiyle döndüm. Bıraktığım zaman çok eleştirildim.Saygı duyuyorum.Herkesin bir fikri vardır.Keşke sezon başında bıraksaydım diye de çok düşündüm. Ama işte bir takım aksilikler oldu…  Edip beyi bırakmamam gerekir diye düşünüyordum. Ama kendimi de  motive edemiyordum, mutsuzdum ve ayrıldım. Ayrıldığımda eleştiriler olduğu gibi dönünce de eleştiriler oldu. Hep oluyor, doğamızda var… Saygıyla karşılıyorum.

Sonuçta işime odaklanmam gerekiyordu. Chris Wright şanssızlığı yaşamamıza rağmen o kadronun 4 galibiyet alarak ligde kalmasının büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. . Chris gittikten sonra her maçı içeride, dışarıda son üç dakikada kaybetmeye başladık. Performans tamamen düştü ve ligden düşme korkusu oyuncuların elini ayağını titretmeye başlıyordu.

Neyse ki Karşıyaka maçında gerçekten müthiş bir basketbol…İnanılmaz istatistikler… Uzak mesafe atışlarımız. Belki de doğa kabul etmedi bizim düşmemizi… Ligde kaldık. Ben döndükten sonra 2 yıllık bir anlaşma yapmıştım ve 1 Haziran’da başlıyordu sözleşme. 1 Temmuz geldiği zaman çekip gitmek çok kolaydı.  15-30 Haziran arası tam hatırlamıyorum, ana sponsorumuz ve aynı zamanda basketbolumuzun lideri Edip bey artık takımı tribünden destekleyeceğini söyledi. Ekonomik anlamda hiçbir katkıda bulunamayacağını söylediğini basında, internette  okudum. O sırada yurt dışında tatildeydim. Bunu öğrendiğimde çok şaşırdım ama mücadele etmem gerektiğini düşündüm.Edip Bey’i ikna edebileceğime inandım.Edip Bey çok net olarak işlerine yoğunlaşması gerektiğini, artık tribünden destekleyeceğini söyleyince yine mücadeleye devam, bir yol bulacağım dedim… Derken Vedat beylere ulaşmayı düşündüm. Vedat beyi ya da Cihat beyi aradım zaten maçlarımıza geliyorlar ve ilgi duyuyorlardı… Vedat bey de “Ben başkan olsam…” gibi söylüyordu, daha doğrusu Serda Yiğitsoy’a söylüyordu ben ondan duydum.   Ne olur böyle bir şey yapalım dedim. Oradaki işleri dolayısıyla da ekonomik olarak bize destek verebilecek sponsorlar bulabileceklerini düşünüyordum. Onlar da zaten bu konuyu görüşmüşler ama, olmaz dediler.

O arada geçmiş yönetimle bir toplantı yaptık ve  onlar bu işi götüreceğimizi söylediler ama ben buna pek katılamadım aslında çünkü bu iş kolay bir iş değil ve ekonomik olarak çok meşakkatli bir iş. Düşündüğünün çok üstünde bitiyor işler. Basketbol artık sektör haline geldi. Aslında onlar da bana küsler ama ben hepsini çok seviyorum. Benim kimseyle problemim olması söz konusu değil. Onlarla her akşam küçük toplantılar yaparak bir takım destekler bulunması için listeler yaptık. Ben İstanbul’da birkaç isim buldum ve yönetimin gidip görüşme yapması için randevular aldım. Gidip görüşmeler yaptılar, oralardan cevaplar bekliyorduk. Derken Ağustos’un ikinci haftası 17-18 Ağustos’ta Edip beye “Burası kapanıyor artık” dedim. “Ben ne yapacağım” dedim. Kulübün kapanmasıyla, (sonuçta ben bir profesyonelim) , ama kulüp kapanınca ben ne yapabilirim ki anlaşmam olmasına rağmen. Size karşı ne yapabilirim dedim. Son bir şans olarak “Vedat beyi başkan yapalım” dedim. Peki, ben bu akşam konuşacağım onlarla dedi ve ertesi gün de yönetimi kurdu. Tamamen kendisi kurdu yönetimi ve mevcut yönetime geçmiş yönetimden isimleri almak istedi, çok ısrar etmesine rağmen onlar kabul etmediler, ben böyle duydum.

Sonuçta Vedat Kumuşoğlu Başkanlığında yeni yönetim oluşturuldu ve çalışmalara başladık.

İkinci ligden birinci lige yükseldiğim 6 takımın da ekonomik sebeplerle devam edemediğini düşündüğümüzde, Edip Bey bir basketbol fanatiği olmasaydı Edirne için de aynı sonun yaşanacağını rahatlıkla söyleyebiliriz…

Bir Hacettepe, bir Trabzon transfer için 2 trilyon buluyor ya da mesela 9 trilyonluk bir bütçe bulacağız diyebiliyor…Bir Aliağa…Geçmişi var, geleceği var, garantisi var…Sanayi şehri, üç dört firma destek veriyor…Edirne’nin öyle bir düşüncesi yok..Geldiğim zamanki düşünce basketbolu ikinci ligde bir şekilde devam ettirmekti.Çünkü onun üstü fazla…Buradaki problem ; çıkmamamız gerekiyordu. Bu şekilde her yaz aynı sıkıntıyı yaşayacaksak çıkmamak gerekiyordu. Ama şimdi aynı şeyi söylemiyorum, “iyi ki çıkmışız” diyorum…Şu anda müthiş bir ekonomik destek ve gelecek umudu veren yönetimimiz var.

Dolayısıyla o zaman için “keşke çıkmasaydık” diye düşündüğüm oldu ama şimdi “iyi ki çıkmışız Allah’a şükür” diyorum.Her kulübün ilk iki üç senesinde böyle iniş çıkışlar oluyor.Biz de etkilendik tabi ilk seneden…İkinci sene o hedefi büyütemeyince sıkıntı oldu.Şimdi mesela bu sene herkes daha mutlu.. Geçen sene 3 galibiyet 5 mağlubiyet durumunda düşme korkusu hissedilirken şimdi 3 galibiyet 6 mağlubiyette play off iddiası  yorumları geliyor kulağıma…Çok enteresan…

Peki sizin play of iddianız yok mu..? Yani play of düşüncesi taraftara mı ait..?

Hiç olur mu. Levent ağabey çok iyi bilir ve beni çok iyi tanır. Benim play-off hedefim olmaz olur mu. Benim şampiyonluk hedefim bile olur. Bunu isterim. Ben hiçbir zaman hedefsiz olmam.

Ben şunu çok net olarak söylüyorum benim harika bir takımım var. Ben daha fazlasını istiyorum…Şu anki kadromdan yabancısı, yerlisi 7 oyuncum seneye de benimle… Bunlar benim oyuncularım. Bu ilk defa gerçekleşiyor Olin’de…19 yaşında 30 dakika oynayan Berkay’dan, daha 3 hafta önce gelip 10 dakika oynayan Yunus’tan bahsediyorum… Bu müthiş bi şey bu kulüp için. Ben şimdi çalıştırdığım en iyi takım diyorsam, önümüzdeki sene ilk dörtte bitirmeyi iddia ederim…Tabi ki play of hedefimiz…Ben geçen sene de playof’u hedefliyordum…”Düşmemeye oynayacağız” demiyordum ki…Ama seyircimizin böyle bir endişesi vardı…Bu sene artık  küçük te olsa play-off’u düşünen seyircimiz de var…Efes maçı umut verdi…Deplasmanda iki tane uzatmaya giden maç… Erdemir’i 10 sayıyla yeniyoruz. Hakikaten talihsiz düdükler de oldu iki tane uzatma maçında da …Ben hakemlerle ilgili konuşmam…Ama birinde uzatmada 3 sayı, diğerinde 4 sayı öndeyken…Erdemir maçında teknik faul aldım. Ben senede bir defa teknik faul alırım ki onu da aldım işte.  Geçen sene onu da hatırlamıyorum…Neyse sonuçta daha sezon başlarken, herkesin herkesi yendiği bir ortamda bizi düşürenler oldu…Buradan bahsetmiyorum, Edirne dışında… Ben kulübü düşünen bir adamım, her menajerle çalışmam.  Gerçi bir antrenör olarak menajer ilişkisine girmemem gerekirken, kulüpte en tecrübeli kişi olmam nedeniyle ve kulüp menfaati sebebiyle giriyorum… Ama hepsini yanılttık. Deplasmanda uzatmaya gittik, öndeyken kaybettik.  Ben Galatasaray maçından sonra da iyi olacağımızı söyledim.

Ağustosun 15 inde ilk transferimiz Davud Kamer’di..! Diğer takımlar kamp çalışmalarına başlamıştı…Bolu’ya turnuvaya çağırdılar bizi… “Bir tane oyuncum var” dedim, “nereye gidiyorsun”…

Takım kurmak çok kolay değil…Hele hele benim gibi kimyaya önem veren biri için her oyuncunun uygun ve hazır hale gelmesi zaman alan bir şey…Hala daha eksiklerimiz var, ama zaman içinde herhalde onlar da düzelecek…

BEN BU SİSTEMLE HİÇ KAYBETMEDİM !

TÜBAD.org.tr de geçen yıl  yayınlanan bir yazınızda Eczacıbaşı günlerinden bu yana basketbol felsefenizi çok değiştirmeden günümüze taşıdığınızı söylemiştiniz…Peki bugün ve gelecekte de mevcut felsefenin sizi ideallerinize taşıyacağını düşünüyor musunuz…Yoksa biraz değişiklik mi daha iyi olacak..?

Ben aslında bir dönem cengaver gibi oldum..! Şöyle anlatmaya çalışayım ;

Bundan 5-6 yıl öncesine kadar patronlar “tribünleri doldurun” diyordu. İtalya’dan, İspanya’dan bahsediyorum…Neydi bizim oynadığımız basketbolla farkı..? Ne değişmişti..? Litvanyalı Pivot Sabonis geldi, yine Litvanyalı Lavrinovic kardeşler geldi, Sloven asıllı İtalyan Gregor Fucka geldi. Onlar gelince ve Sabonis’i dışarıdan üçlük atarken görünce, arkadan da Lavrinovic kardeşleri… 2,05 lik bizim Efe Aydan gibi oyuncularla oynanan post up basketbolu yani sırtı dönük pivot basketbolu değişmeye başladı. Uzunlar dışarıya gidip atmaya başlayınca iş değişti…İtalya’da İspanya’da basketbolun liderleri 2,05 lik 2,10 luk hoplayan zıplayan atletik özellikleri ağır basan, göze hoş gelen Amerikalı oyuncuları tercih etmeye başladılar…Bir anda iş dışarıya çıktı, tempo yükseldi…Bu değişim 15 sene sürdü…Maçlar İspanya liginde 90 sayıların üstünde bitiyordu…

Sonra patronlar, bundan 7-8 sene önce ne dedi biliyor musunuz..?

“Tamam artık seyirci geldi. 6-7 bin ortalama seyirciye ulaştık…Şimdi netice istiyorum, kupa istiyorum, Euroleague’i istiyorum, lig kupasını istiyorum…Para harcıyorum, şimdi karşılığını alma zamanı…”

Patronlar derece istemeye başlayınca iş yine 5 numaraya döndü…Tempo düştü. Az hata yapmak istiyor herkes… Öyle olunca da skorlar 80 in altına düştü… Fransa’da öyle değil mesela… Orada hala spor aktivitesi olarak bakılıyor işe ve görsel yönü ağır basıyor… Bütçeler de ona göre tabi… En yüksek bütçeli takımları bizim 7. takımımız kadar para harcıyor…

İspanya’da İtalya’da maçlar 70 li 60 lı sayılarla bitiyor artık…İş tamamen savunmaya döndü.

Ben zaten bu düzeni hiç bozmamıştım. Çünkü  bir insanın bir şeyi değiştirmesi için kaybetmesi lazım…Ben hiç kaybetmedim… Çalıştırdığım tüm takımlarda başarılı oldum… Geçen sene dahil…Geçen seneki takımın düşmemesi de başarıdır…Dört ay sonra döndüğüm halde…

Dolayısıyla basketbol karakterimi, felsefemi değiştirmem gibi bir şey söz konusu değil…

BURADAN BİRŞEYLER KAZANIP GİTMEK İSTEYEN OYUNCU KAZANIP GİDER !

Yetenek, oyun zekası, yaratıcılık, fiziksel özellikler…Bir oyuncunuzun oyun/sistem  içindeki özgürlüğü nerede başlar, nerede biter…Coach’un kontrolü ne oranda, oyuncu insiyatifi ne oranda olmalı…?

Çok şanslı bir adamım… (gülerek…) Niye şanslıyım acaba..? Son 8 sezondur  7 sayı ortalamayla oynayan Mehmet Yağmur şimdi kaç sayı ortalamayla oynuyor… 18 demeyin sakın…sakat olduğu maç da var 4 sayı attı… 24 sayı ortalamayla oynuyor…Ne oldu ona..?  Ne değişti ..? Ha “senin sistem hikaye oldu” da diyebilirsiniz… Ya da ..?

Özgürlükten bahsettiğiniz zaman  Seibutis bir milyon dört yüz bin euroya gitti buradan…Şu anda da Euroleuge’in liderlerinden biri… Seubitis bitmişti. İlk defa birinci lige çıkmış bir takıma bitmemiş bir oyuncu gelir mi? Şimdi buradan Eurolegue’e giden bir oyuncu bir yıl sonra buraya gelir mi?  Samardsizki’nin esamesi okunmuyordu…Can Akın..? Çok güzel bir transfer yaptı buradan…Reha Öz Karşıyaka’dan ayrıldıktan sonra ikinci lige gidiyordu…Erdal Bibo TED Kolej’e gidiyordu Adapazarı’nda yakaladım…Bu sene, Mehmet Yağmur…Üç tane kupa almış takımdan Edirne’ye neden gelmek istesin…? 8 Eylül’de Edirne’ye geldi. Buraya gelmek istediğini söyledi. Ne özelliği var Olin’in…?  Afedersiniz, geçen sezon yıkılmış, mahfolmuş, bitmiş , son anda kapandı mı, açıldı mı o da belli değil…Demek ki sistemle ilgili, demek ki oyuncuların gözünde kendi basketbolları ile ilgili aşamayı kaydettiklerini gösteren çok güzel bir örnek bu… Şu anda Berkay, bence gelecekte NBA oyuncusu…Şu anda en çok öğrenen, en fazla gelişme gösteren o… Savunmayı öğrenme anlamında en iyi yapan oyuncu.  Sertliği, fiziği yeterli değil şu anda. Bir sürü takım varken neden Fenerbahçe buraya gönderdi? Neden menajeri ısrarla burayı istesin.  Yunus da öyle… Yalvar yakar bize gönderdiler. Aslan parçası…Kararlı gelmiş, inanarak gelmiş… Nasıl oynuyor. Buradan bir şeyler kazanıp gitmek isteyen oyuncu kazanır gider… Stimac’ı örnek verebiliriz. Videnov Rusya’ya gitti. Ben Kasım’da aldığım zaman takım bulamıyordu. Siz şimdi daha düzenli, saati belli, yemeği belli, molası belli bir iş olsa memnun olmaz mısınız? Sistemin karşılığı bu işte.

Coach’un  sistem içindeki rolü amigoluktur…Coach hafta içi yapar her şeyi…Maç sırasında insiyatifi yok denecek kadar azdır…Maç esnasında önemli olan, oyuncunun pozisyona göre sistem içindeki kararıdır.Bizim basketbol düzenimizdeki en önemli şey budur…

Bazen oyuncu sorar bana…Mesela burada Tofaş maçında Seibutis’i İnanç  önden alıyordu, molada bana sordu…”ben sana şimdi bu halimle nasıl göstereyim, şaka mı yapıyorsun Renaldas” dedim. “Tamam koç” dedi… Bir daha kimse onu önden alamadı…Bu sene Jelinek de aynı soruyu sordu. “Bilmiyorum” dedim, “ben hiç basketbol oynamadım”..!

O yapacağı hamlenin, düzenin içinde de kalması lazım…O bulacak…Bire bir oynamıyor, beşe beş oynuyor…

Oyun kurucunuzdan ne istersiniz…? Skor..? Takımı oynatması..?Savunma..?(hepsini birden yapamıyorsa)

Bizde oyun kurucunun savunma görevi karşı takımın oyun kurucusunu orta sahadan itibaren baskı altında tutmak, savunmada istediğimiz karelere götürmesini istiyoruz. Top kapmak söz konusu değil… Hücum da da bizim aşağı yukarı 6-7 tane hücum organizasyonumuz var.Bunların içinde 3 tanesi de 1 numaranın skora yönelik yapabileceği organizasyonlar…Bunları aralara sıkıştırarak bütün takımın liderliğini yapması…Sahadaki coach..! İşini yaptığı sürece maç içinde baş antrenör amigo, oyun kurucu “coach”dur.

Savunmadaki sertliği, bunaltıcı baskısı çok önemli…Hücumda da “playmaker” ın tam Türkçe karşılığı gibi olmalıdır.

Bu sene bir farklılık var. Mehmet Yağmur’un skor yüksekliğinde etkili olan bir husus da, 5 numaramızın biraz daha zamana ihtiyacı var…David’in oynadığı süreyi biraz azaltmamız lazım… Art yavaş geliyor ama geliyor… Samardizki’den de Stimac’dan da fiziksel artıları var. Biraz basketbol bilgisi bakımından eksik ama zaman içinde tamamlanacak.

Mehmet Yağmur bize 2 numarada da katkı veriyor…Jelinek kenardayken ya da Jelinek’i 3 numaraya çektiğimiz zaman da Mehmet Yağmur’un 2 numarada attığı 10-12 sayı var…

Basketbolun daha fazla yaygınlaşması, sevilmesi için sizce kimler ne yapmalı..?

Basketbol pahalı bir spor…Altyapı çok önemli…Kendi payıma, biz ilk sene bu anlamda iyi bir başlangıç yaptık (Alt yapı, Spor Okulu)  ama geçen sene işte bazı aksilikler oldu…Ama ne kadar iyi iş çıkarmışız ki ilk yıldan bir çok oyuncumuz çeşitli seçmelere gidip başarılı da olmuş…Büyük bir kısmı, yaşlarının küçük olması nedeniyle  ailelerinden ayrılmamak adına dönmüş ki bence de çok doğru bir yaklaşım, çocuklar belli bir yaşa kadar aileleri ile olmalı…

Kısa bir sürede nasıl olması gerektiğini iyi bir organizasyonla gösterdik. Basketbol okuluna oyuncular geliyordu. Orada ayakkabılarını hediye ediyorlardı, fotoğraf çekiliyordu, yemekler yeniyordu…

Bu işleri kulübün yapması lazım… Dergimiz çıkıyordu ve ben o dergiye hayrandım. Hayrandım derken, artık çıkmadığı için hayrandım diyorum.  Sürekli tanıtacaksın, pazarlayacaksın.  Amerikalıların en iyi tarafı ne? Filmi piyasaya çıkarmadan önce t-shirt’ünü, oyuncaklarını piyasaya çıkarıyorlar. Banvit bunun için 9 yıl uğraştı…

Benim bu konudaki düşüncelerimin büyük bölümünü yerine getiremedik… Spor okulu olsun, taraftar shop olsun, bilet gelirleri olsun…Burada da 40 liradan bilet satıyorduk.  Yurt dışında İtalya’da çalışmalarımda, Amerika’da gördüklerimi buraya yansıtamadım. Örneğin Stanford Üniversitesi Genel Menajeri, kulağında kulaklık “Büfe 4, büfe 4 kaç sosis satıldı orada” diyor. Üniversite öğrencileri 25 dolar vererek maçlara geliyordu. Yani olay bu. Herkes seve seve geliyordu. Biz de de 40 TL verip seve seve geliyordu.  Bu konuda suçu kulüpte ya da çalışanlarda bulmayalım… Bu işler profesyonel işler, profesyonel düşünmek gerekiyor. Taraftar arasında bile farklı düşünceler var…3-4 tane farklı grup oldu…Farklılıklar da, biri Ahmet’i sevmiyor, öteki Mehmet’i seviyor gibi…Bırak o sevsin sen sevme, o katılsın sen katılma…Adamın özgürlüğünü niye engelliyorsun… Sahadaki özgürlüğü bırakın dışarıda birbirini engelliyorsun sen…

2011 Haziranında bir söyleşinizde “Hedefimiz, takıma gönülden bağlı taraftar sayımızı çoğaltmak” demiştiniz… Ancak özellikle bu sezon taraftar sayısının düştüğü şeklinde bir izlenim var…Bu konuda ne düşünüyorsunuz…?

Ben Olin Edirne’ye geldiğimden beri dürüst davranmadığım tek konu budur. “Perşembe günü herkes maça gelsin kazanacağız” diyen bir antrenörüm ben…İnanarak söyleyen, çalışarak yapan bir insanım.Neticede Mayıs ayında verilen olası bir bütçemiz vardı.Hakikaten bizi hem Avrupa’da, hem ligde tahmin edilemeyecek yerlere götürebilecek bir bütçeydi. Gerçek zaman gelince, hesap kitap yapılınca ve ana sponsorumuz da kendi payına düşeni açıklayınca arada çok ciddi bir fark oldu.

Bu kulüp geldiğim günden bu yana ödemesini düzenli yapan, birkaç kulüpten biridir.En sevdiğim yönümüz de bu… Şimdi diyorlar ki Beşiktaş’ta geç veriyor. İki ay ödeme yapamıyor. Ama orası Beşiktaş’tır geç verir ama verir. Ayrıca oradaki oyuncu 30 alıyorsa alttaki takımlarda 5 alıyor. O iki ay almasa da farketmiyor ama bizim gibi takımlarda yani ilk 6’nın altındaki takımlarda oyuncu bu yüzden yakınsa hakkıdır.  Yani o gün için bana söylenen bütçeyle hurra deseydim, yanmıştık…

Basketbolu ve Edirne’yi o kadar seven bir ana sponsorumuz var ki…Bu sene bu kulüp değeri karşılığında rahatlıkla verilebilirdi…Edip Bey “hayır” dedi. “Ben Edirne’yi satamam” dedi. Hayatımda duyduğum en güzel cümleydi bu…Neyse ben o gün 5 Temmuza kadar kombinelerinizi alın dedim ve 500 kişi kombine aldı. Üstelik 300 liradan 500 liraya çıkarmıştık ve takımda sadece Ogün vardı…

O zamandan itibaren bana kızıp tepki gösteren kim varsa yüzde yüz haklıdır…Benim bu güne kadar Olin’le ilgili seyirciye verdiğim en kötü mesajdır.Taraftarın beni böyle tanımasını istemem tabii. Mümkün olduğu kadar az yalan söylemeye gayret eden bir insanım. Duygusal bir insanım, rakamın artacağına, bir takım adımlar atılacağına inandım ama hayalmiş…

Gelecekle ilgili olarak şunu söyleyebilirim; tabii profesyonel bir spor basketbol oyunu …Ancak yeni yönetim ve yeni düzenle ilgili,  19 Aralık tarihinde yapılacak yeni kongrede de müthiş bir yönetim kurulu oluşacak…Ben burada olur muyum olmaz mıyım bilemem tabi ama yıllar boyu Edirne’ye basketbolla ilgili hizmet verecek çok iyi bir yönetim geliyor…

Edirne ve basketbol…Bu birlikteliğin devamı için, sizce olumlu ve olumsuz şartlar neler…? Neler var, neler eksik…?

Basketbolla ilgili herkesin tekrar bir araya gelip birbirine sımsıkı sarılması…Bu olmadığı sürece boşa kürek çekilmiş olur.Bir fikrin olsun…Ama beraber olmadığın sürece hiçbir şey olmaz…

BEN TRİBÜNDEKİ ARIYI BİLE GÖRÜRÜM !

Taraftar neden gerekli..? Taraftarın takım üzerindeki etkisi nedir..?Taraftar davranışı takıma maç kazandırabilir ya da kaybettirebilir mi ..?

Bu tamamıyla birbirine geçen enerjiyle ilgili…O topluluk aynı amaç uğruna mücadele veriyorsa, o duyguyu oyunculara geçiriyorsa emin olun ki çok etkili…

Şimdi bakıyorsun tribünde 500 kişi var…Bilet pahalı dendi…Tamamen bana karşı bir grup vardı. Peki kim yapacak…Kulüp kapandı neredeyse…Onun için mücadele verdim.En kolayı çeker Amerika’ya giderdim, bir daha da dönmezdim…Ben öyle değilim ki ben Edirneli kadar Edirneliyim…

Buradaki seyircinin ortak bir düşüncesi varsa sahaya müthiş bir enerji yansıyor…Bizim 7. olmamızda play of oynamamızda en büyük etmen seyirciydi. Ama o zaman hep birlikteydiniz… Herkes iç içeydi.Sonra görüş ayrılıklarından bölünmeler oldu…Ben bakıyorum, tribünde her yeri herkesi görürüm…Tribündeki arıyı bile görürüm…Görmezsem oraya ait değilimdir zaten… Bakıyorum öndeyiz Edirnelilik duygusu ağır basıyor. Maç kafa kafaya gelince, geriye düşünce tezahürat yok…50 kişi bağırıyordu, 15 e indi…O anda yine Edirnelilik duygusu var ama bilinçaltında da başka şeyler…

Geçen sene gittim bir sürü şey söylendi yazıldı…Döndüm yine öyle…Yahu kurtarmaya geldim..  Dönmem zaten prestij kaybettirdi bana…Takımın ligde kalması bile geri kazandırmadı ki o prestiji… Ama düşmesini istemedim… Düşmesin diye mücadele verdim…

KAN DEĞİŞİKLİĞİ YAPTIĞINIZ ZAMAN BÜTÜN SİMALAR DEĞİŞMELİ !

Peki dönmeseniz düşer miydi ?

Düşerdi…Bunu rahatlıkla söyleyebilirim…Bu benim beraber çalıştığım arkadaşlarımın eksikliğinden değil kesinlikle…Kan değişikliği yaptığın zaman bütün simaları değiştirmen lazım…

Taraftarın bu duruma gelmesinde sizin payınız olduğunu düşünüyor musunuz ?

İdari mekanizmadaki yönetmem, liderlik, orada verdiğim kararlar kimine göre doğru, kimine göre yanlış…50 kişi var, 5 kişi için doğru oldu baktığınız zaman…45 kişiye rahatsızlık veriyordu…Netice de gelince, gidişat kötü olunca ve gitmem gelmem derken bana karşı negatif bir oluşum oldu.Kişisel olarak kimseye saygısızlık yapmadım. Ama benim payım da mutlaka olmuştur.

Son Efes maçında size “hatalı yürüme dansı” yaptıran pozisyon ve benzeri  kritik hakem hataları ile ilgili söylemek istediğiniz bir şeyler var mı..?

Açıkçası 3 maçta da farklı pozisyonlarda hakem hataları oldu…Hala sezonun başı…Ben antrenör olarak birkaç maçta hata yapmışımdır, yaptım…”Keşke şunu yapsaydım” dediğim maç var… Hakemler de o şekilde hata yapabiliyor…A klasmanına yeni kazandırılan yardımcı pozisyonunda hakemler var…Evet ufak detaylarda hata yapıyorlar…Tabi bize göre hata, ben bir tarafım sonuçta…

Kadrodaki genç oyuncularınızla ilgili düşünceleriniz nedir..? Önümüzdeki yıl için şimdiden düşündüğünüz, takip ettiğiniz  isimler var mı..?

Yabancı olarak Jelinek önümüzdeki sene için de anlaşmalı zaten…Diğer yabancılardan da istediğimiz zaman ikinci seneyi koyabileceğimiz oyuncular var.

Gençlerden Umar, 94 doğumlu ve inanamayacağınız kadar iyi çıkacak…Önümüzdeki sene eminim ki küçük de olsa süre almaya başlayacak…Berkay bence ilk 5 oyuncusu olur…Yunus ya ilk beş oyuncusu olur ya da yabancının arkasında çok ciddi süre alır…Ben Bekir’in de 1 yıl daha kalmasını yönetimin değerlendireceğini düşünüyorum…

Sevdiğiniz deplasman..?

Milli maç…Erdemir … Hiç kaybetmedim orada…

En zor maç ..?

Banvit play of 5. maç

En keyifli anlar..?

Play of Banvit serisi

En tatsız anlar..?

Olin Edirne’den ayrılma kararı vermem

Olmazsa olmazlarınız..?

Ailem

Olursa olmazlarınız..?

Sevgisiz  ortam

Savunma..?

Hayat felsefem

Hücum..?

Dikkatli olmak lazım

Yıllar sonra başka yerlerde olduğunuzda Edirne’yle ilgili unutamayacağınız bir şey..?

Play of serisinde Banvit’i orada yendikten sonra seyircinin önüne gidip orada yaşadığımız coşkuyu hiç unutmayacağım

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Buzz
Share to Google Plus
Subscribe to Comments RSS Feed in this post

4 Responses

  1. Harika bir roportaj olmus elinize saglik…… Seni ileride Edirne den sonra Aliaga da gormek istiyoruz Gokhan Hocam…

  2. Çok güzel bir röportaj hepinizi tebrik ediyorum.levent ve gökhana da böylesi yakışırdı.alınlarınızdan öpüyorum .ama bu tip röportajları yaparken gökhan taştimuru yalan makinesine bağlamanız lazım.utanç duygusundan yoksun insanlardan başka bişey de beklememek lazım.gökhan ve müridleri bu röportaj için en doğru başlık olur.söylediklerinin %90 ı külliyen yalandır.edirnede basketbol nasıl daha iyi konuma gelir biliyor musunuz?taştimur edirne sınırlarını terkeder,menajer bozuntusu serdar isimli arkadaş ,bu sitenin sahibi gökhan taştimura her fırsatta küfür eden levent zihniyetinde insanlar bu tip işlerden ellerini çekerkerse edirne basketbolu bir yerlere gelicektir.yaptığınız muhteşem röportaj için tekrar tebrik ediyorum.yalanlarla dolu tipik bir gökhan taştimur röportajı.hepinize helal olsun.son olarak gökhan ve serdarı tekrar tebrik ediyorum.gerçi şu an kendileri sayın başkana sallamaya başlamış hatta ileri giderek her platformda küfürler yağdırmaktadır.vedat kumuşoğlu’nu başkan yapabilicek kadar etkileri varmış demek ki bu camiada.sayın başkan bu röportaja gerekli cevabı verecektir diye umuyorum.daha söylenicek çok şey var ama zamanı gelicek.tekrar tebrik ediyorum sizleri

    • Bu röportajı yapmak ve yayınlamakta ne sakınca var anlayamadım. Röportajın girişinde “Bu yanıtlara herkes kendi yorumunu katacak, ne kadar inandırıcı olup olmadığını değerlendirecektir mutlaka.” demişiz. Taştimur’un anlattıklarına herkesin söyleyeceği bir şey olacaktır, tıpkı sizin de söylediğiniz gibi. Biz sorgu ekibi değiliz yalan makinasına bağlayalım. Bunu okuyucu yapacaktır, tıpkı sizin yaptığınız gibi. Bana gelince, yazdıklarınız hakaret içerse de olsun.. Ben kendimi biliyorum. Nerede olduğumu da. 11 Nisan günü nerede duruyorsam bugün de aynı yerde duruyorum. Ben yazarken seslerini çıkarmayıp köşelerinde oturanların bugün ortaya çıkıyor olmaları sevindirici. Ve size bir şey daha söyleyeyim, yazdıklarınızın çoğu benin zaten aylardır, yazıp söylediklerim. Ayrıca bu röportaj üzerine de söyleyeceklerim ve yazacaklarım olacaktır mutlaka. Ama unutmayın, herkesin söyleyecek bir sözü olmalı, biz beğensek de, beğenmesek de. İnansak da, inanmasak da. Ayrıca Edirne basketbolu bir yerlere gelecekse bu işlerden elimi çekmeye hazırım. Mesela siteyi de size devredebilirim.

  3. Bu röportaji niye Olcay Akdag yapti anlamis degilim.Kendisi bildigim kadariyla bir eczacidir..! Sizlerde Gokhan hocayi yerden yere vurup dururdunuz ne degisti de rop. yapildi.Acayip isler oluyor Edirnemde,hadi hayirlisi..!