İRONİ

Sizde de olmaz mı hiç ? Dilinize takılmaz mı bir şarkı ?

“Allahım bitmesin, bitmesin bu rüya, ne olur uyandırma …”

Nakarat dilimde yürüdüm Salona kadar. Kapıda durdum. Afişi okumaya başladım.

Tarih                : 13 Ekim 2012 Cumartesi Saat 17.00

Yer                  : Edirne Mimar Sinan Spor Salonu

Karşılaşma       : Olin Edirne Basket – Ormanspor TB2L Birinci Hafta Müsabakası

            Bitmişti işte rüya …

Maç başlamış mı ne ? Varsın başlasın. Kuyruk yok bir şey yok nasılsa. Biletler de ucuz mu ucuz ! Girivereceğim hemencecik içeri.

Oh be kardeşim. Rahat rahat bir maç seyredebileceğim sonunda.

            Seyirci pek az. Çünkü takımım 8 Mayıs 2012 tarihinde evinde oynadığı sezonun son maçında, ligin yeni ekibi Optimum TED Kolejlilere üçyüz seyircisi önünde yenilerek, daha ikinci yılında Beko Basket ligine veda etti.

            Ha şöyle yahu. Kapıda ne özel güvenlikçi ne de bir polis. Doğruca salona girip bencin arkasına oturuyorum.

Yeni Koçun oyuncularımıza verdiği taktiği dinliyorum.  

            Tanıdık birileri var protokol tribününde. “Yahu ne işiniz var sizin orada” diye seslenmeye niyetleniyorum ki yanlarına çağırıyorlar beni. “Gel” diyorlar, “Bundan böyle protokol falan gelmez nasılsa maçlara”

Karşı tribüne dönüyorum bu kez. Bizim maraton tribünü de bomboş. Vay be diyorum, geçen sene bu salon “Şampiyon Olin” sesleri ile inliyordu.

            Yeni oyuncuları pek tanımıyorum. Ama hepsi gencecik çocuklar. İkinci ligde iş yapar bunlar diye geçiriyorum içimden.

Maç için evden kaçtım. Hanım “Bırak şimdi maçı, akşama misafir gelecek, marketten bir şeyler al” diye seslense de ardımdan …  

            Bakmayın siz, eşim de sıkı bir taraftar idi aslında. Tüm deplasmanlara gelirdi. Hatta bir Grubumuz bile vardı bizim. Birlikte deplasmanlara gider, otobüslerle taraftar taşırdık.

Taraftar olmayınca olmuyor işte. Birer ikişer eksildikçe salondan seyirci, işin büyüsü kaçtı. Boş salona oynadıkça takım, performansı düştü.

Tiyatro sanatçıları için de böyle değil midir ? Boş salona oynayan aktrisin performansı ile kapalı gişe kumpanya oyuncusunun performansı bir midir ?

Hafızam aldı beni eskilere götürdü. 2011 sezonunun son haftalarıydı. 29.hafta Olin Edirne Basket – Galatasaray C.C. maçı. Tarih de 30 Nisan 2011, iyi hatırlarım. Galatasaray’ ı evimizde de yenmeyi başarmıştık. Genel Menajerimiz maçtan sonra yine basına açıklama yapmıştı. Zira o maçta bile salonda boşluklar vardı. Menajer “Biz bu takımı Edirne halkı için kurduk ve bu noktaya getirdik. Edirne tarihinde ilk kez 1.Lig takımlarını izleme şansına erişti. Ama taraftar takımına sahip çıkmazsa şevk kırılır. Böyle devam ederse, ilk yılında playoff oynayan bu takım önümüzdeki sezon geldiği yere geri dönüverir” demişti. Demişti de hiç ihtimal vermemiştik.

            Yine 27.hafta Pınar Karşıyaka ve 25.hafta Antalya B.B. maçlarındaki tribün boşlukları geldi gözümün önüne. Bu maçlardan birkaç hafta önce facebookta yaptığımız tartışmaları anımsadım. Takımın zaferlerine karşılık seyircideki azalmanın nedenlerini anlamaya çalışıyor, çareler arıyorduk. Kendi çapımızda.

            Sonra ilk sezonunda Beko ligini kasıp kavurarak yılın takımı seçilen o muhteşem takımın yaratıcısı Gökhan Taştimur’ un, geçen sezonun 18.haftasında galip geldiğimiz Banvit maçından sonra söylediklerini hatırladım. Hoca seyirci sayısındaki azalmaya ilk kez bu maçtan sonra dikkat çekmişti. Ah Hocam, satılmayan 200 bilet nedir ki ? Kim bilebilirdi 2012 sezonunda bu takımın maçlarını üçyüz beşyüz kişiye oynayacağını ?

Oysa ne de güzel başlamıştı her şey. İlk sezon belki de ülkenin kombine satış rekoru kırılmıştı. Evet firmalar ve işadamları kulübe maddi destek, reklam vermemişti. Yerel Basın da hak ettiği ilgiyi göstermemişti belki. Ama seyircinin coşkusu umutları canlı tutuyordu. Ah keşke o kadar çabuk doymasaydı basketbola o seyirci.

O kadarı ile yetinmeyip daha da gerilere gittim. Uğursuz Bornova ve Antalya deplasmanlarını, Galatasaray ve diğer deplasman zaferlerini, Seibutis ile Samardziski’ nin dokuz sekizlerini, Davud’ un üçlülerini anımsadım.

İşte tam da o sırada birisi dürtükledi beni. Kafamı kaldırıp baktım ki bir salon görevlisi başımda söylenmekte: “Abi uyumaya mı geldin buraya, maç biteli yarım saat oldu, hadi kalk evine git”

            “Seibutis kaç sayı attı birader” diye soruverdim düş sersemi.

Adam bir deliye bakan gözlerle “Ne Seibutis’ i be abi. İçtin mi yoksa gündüz vakti ? Geçen yıldan kalmasın galiba. Kalk hadi paspas yapıyorum görmüyor musun” diyerek yanıtladı beni.

            Gözlerimi ovuşturarak skorborda döndüm. Evsahibi takımın yenilgisini gösteriyordu. 

            Mağlub olan evsahibi takım mı idi ? Yoksa bizler mi ?

            Kararımı verdim. Bundan böyle ben de basketbol maçlarına gitmeyeceğim. Güzel bir dizi başlamış televizyonda; “Son Pişmanlık Fayda Etmez”. Artık onu izlerim her Cumartesi saat 17.00’ de diye düşünürken… Bu kez omuzlarımdan sarstı şiddetlice. Ama tepem iyice atmıştı bu sefer. Dönüp “Tamam be kardeşim anladık, kalkıp gideceğiz işte, ne sabırsız adammışsın” diye sertçe tersledim.

Tersledim terslemesine de, anlamaya çalışan gözlerle bana yukarıdan bakan, salon görevlisi değildi bu defa !  

“Kabus mu gördün hayatım, ne oldu sana böyle, saat beşbuçuk oldu kalk hadi yetişemeyeceğiz”

Yataktan doğruldum. Loş odaya boş gözlerle baktım, sonra perdenin aralığından dışarıdaki karanlığa. Sabahın karanlığı idi.

“Kalk hadi kalk” diye yineledi. “Yolcudur Abbas”

Anlar gibi olmuştum sanki ! Ama emin olmak lazımdı.

Alelacele giyinip eşimin bekle demesine aldırmadan dışarı fırladım. Migros’ a varmam iki dakikayı bulmamıştı.

Otobüs her zamanki yerinde idi. Muavinimiz Semih “Bu sefer yastığını getirmemişsin Abi” diye takıldı gülerek.

“Ben öylesine bir bakmaya gelmiştim. Bursa’ ya gidiyoruz bu defa, Oyak Renault maçına, değil mi Semih” diye soruverdim anlamsız.

Bir garip bakma sırası Semih’ e geçmişti. “He ya abi, tabi ki Bursa’ ya gidiyoruz, sıcak poğaça da aldım” dedi gülerek.

Gerisin geriye eve döndüm. Yastığımı ve formamı kaptım.

 Rüya içinde rüya görülebilirmiş meğer …

(12.03.2011 – Oyak Renault Deplasmanı Dönüşü)

PAYLAŞ

Subscribe to Comments RSS Feed in this post

One Response

  1. hislere tercüman olmuşsun …kalemine sağlık sevgiler…

Yorum Ekle

Email adresi yayınlanmaz. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*