Edirne Basket » Murat Erbaş Trakya ve Edirne'nin İlk ve Tek Basketbol Haber Sitesi Thu, 07 Apr 2016 20:04:44 +0000 tr-TR hourly 1 http://wordpress.org/?v=3.4.1 LİG BAŞLARKEN /lig-baslarken/ /lig-baslarken/#comments Thu, 10 Oct 2013 08:52:35 +0000 Levent /?p=23440 Devamını Oku »]]> İzlediğim birkaç hazırlık maçı ve Türkiye Kupası sonrasında aslında söylenecek bütün sözleri koç Cem Akdağ söyledi. Biz en zayıf halkayız dedi,  en düşük bütçeli takımız dedi,  böyle götüremeyiz dedi,  çok tecrübesiziz dedi,  rotasyonumuz çok yetersiz dedi,  dedi de dedi.  Bu görüşlere katılmamak elde değil. Burada şuna ihtiyacımız var, buna ihtiyacımız var demenin bir anlamı yok.  En iyiyi koç biliyordur ve gereğini yapacaktır, yeter ki o şansı ona verelim.

Ben, biliyor ve görüyorum ki koç Cem Akdağ Edirne ve Olin için büyük bir şans.

Antrenörlerin hepsi doğal olarak geniş bütçelerle çalışmak isterler ancak antrenörlerin kafasındaki ile kulübün bütçesi genellikle tutmaz. İşte burada antrenörün yeteneği ortaya çıkar, var olanla en iyiyi yapmaya çalışır, en üst verimi almaya çalışır.

Kimisi devasa bütçelerle şampiyon olurken, kimisi minicik bütçelerle takımını ligde tutar. Hangisi daha başarılıdır sorusu ise şöyle cevaplar arar;  Ne kadar bütçeyle, kimlerle ,hangi organizasyonla, hangi hedeflerle?  Eğer bunların cevaplarını doğru verebiliyorsak o zaman başarı ve başarısızlığı daha net değerlendirebiliriz.

Şu ana kadar oynattığı basketbol ve takım havasıyla koç Cem Akdağ tüm övgüleri hak etmiştir.  Yukarıda da belirttiğim gibi elindeki malzemeyi en iyi şekilde kullanarak deneyimli ve genç oyuncuları bir potada eriterek bir takım yaratmıştır. Her top için mücadele eden, yerlere atlayan bir takım oluşmuştur, buraya kadarki performansıyla Cem Akdağ ve oyuncular tam puan almışlardır

Ancak bütün bu olumlu görüşler bir gerçeği görmezden gelmemizi engellemiyor; Hala ligin en zayıf halkası olduğumuz gerçeğini ! Bu rotasyonla 3 günlük Türkiye Kupası maçlarından 3 sakatla çıktık. Bütün bir sezonu düşünmek bile istemiyorum.

Peki ne olacak para bulunamazsa, transfer yapılamazsa ?  Bunu zaman bize gösterecek. Ben eminim ki sevgili başkan Vedat Kumuşoğlu ve yönetim kurulu bütün güçleriyle finansman yaratmaya çalışıyorlar.

İşte bu noktada geçmiş yıllarda hesapsız, kitapsız, plansız, programsız harcanan paralara , yapılan büyük hatalara yanmamak elde değil.  Kimlere ne paralar ödendi , bütçeler nasıl ikiye katlandı, kimler bütün bu absürtlükler olurken 3 maymunu oynadılar ? Geçmişte yaşanan bu olumsuzluklara kısaca değinerek geçiyorum.

Bunları yazıyorum çünkü geçmişini bilmeyenler geleceği yazamazlar.

Şimdi önümüzde çok zor bir sezon var. İşin özeti bence şu; Koç Cem Akdağ Olin basketbol takımı için büyük bir şans, ancak ona hak ettiğini değerin karşılığını  bütçe ve transfer olarak vermezsek haksızlık etmiş oluruz.

İki transferle bu takımın çehresinin bir anda değişeceğini düşünüyorum.

Bunlar olursa sancılı da olsa müthiş keyifli basketbol maçları bizi bekler,  bunlar olmaz da,  paramız yok denirse ben koçun da çok fazla dayanabileceğine ihtimal vermiyorum.

Şimdi biz Edirnelilere düşen görev,  aynı koç gibi, oyuncular gibi maça gidip son topa kadar takımımızı desteklemek.  Eğer biz sorumluluklarımızı yerine getirip, üstümüze düşeni yaparsak en azından yastığa başımızı koyduğumuzda rahatça uyuyacağız ve ben Edirne için, Olin için, basketbol için gereğini yaptım diyebileceğiz.

Darısı yastıksız ve uykusuzların başına.

Sağlıklı, mutlu ve başarılı bir sezon olması dileğiyle

(Spor Extra Gazetesinin 10 Ekim tarihli 32. sayısında yayınlanmıştır)

]]>
/lig-baslarken/feed/ 0
BAKIŞ AÇISI /bakis-acisi/ /bakis-acisi/#comments Thu, 26 Sep 2013 09:33:58 +0000 editor2 /?p=22909 Devamını Oku »]]> Birkaç sene önce bir film izlemiştim  adı başlıktaki gibiydi; Bakış Açısı.

Filmde bir toplantıya bombalı bir sabotaj düzenleniyor ve bu olay farklı şekillerde değerlendiriliyordu.

Sabotajı yapan kişinin gözünden,

Sabotaja maruz kalan başkanın gözünden,

Başkanın korumalarının gözünden,

Sabotajcıyı gören küçük bir kızın gözünden.

Ve sanırım bir de o meydandan geçen bir turistin gözünden farklı bakış açılarıyla aynı olay tekrar tekrar mercek altına yatırılıyordu ve hepsinde farklı sonuçlar çıkıyordu.

Bugün Olin basketbol takımı organizasyonuna baktığımızda da çok farklı değerlendirmeler ortaya çıkmakta.

1-Sponsor firma açısından bakıldığında 6 yıldan bu yana tek başına büyük bir fedakarlık yapılmış neredeyse mucize yaratılmıştır. Böyle düşünmekte de son derece haklıdırlar, tek başlarına 12 milyon para koyarak bu takımı yoktan var etmiş ve etmeye devam etmektedirler.

2-Taraftar açısından bakarsak ki bu sayı bence 50 yi geçmez bu grup, gerçekten taraftar tanımına uyan, sadece uymakla kalmayıp taraftar kavramının  içeriğini de sevgi, saygı, hoşgörü, centilmenlik ve sportmenlikle dolduran, tüm basketbol camiasının saygısını kazanmış bir grup onlar  ve şartlar ne olursa olsun takımına renk aşkıyla bağlı,  yensen de yenilsen de taraftarın seninle diyenlerdir.

Bu grup için başarı kadar başarısızlık ta olağandır, önemli olan takımın varlığıdır. Onlar için tek gerçek takımın varlığıdır.

Başarı ve başarısızlık ikinci sırada değerlendirilir bu taraftarlarca.

3-Seyirci diyeceğimiz ve sayısı oldukça kalabalık, belirli ekonomik ve sosyo kültürel seviyedeki öğrenciler, öğretmenler, iş adamları, esnaf vs.vs.  Bu grup açısından bakıldığında Olin basketbol takımı iyi organize olması gereken, 3 saatlik bir zaman diliminde eğlenmeye gelen, ama formal sporun gereği olarak ta başarıya endeksli bir kültürel yapıları vardır. Başarı varsa onlar vardır, başarı yoksa onlar yoktur.  Bu da dünyanın her yerinde böyledir

4-Edirne spor kamuoyu açısından bakıldığında ise Olin organizasyonu başarı ve başarısızlıkla birlikte, öncelikli olarak altyapıya verilen önem, tesisleşme, kulübün vizyonu, kulübün misyonu, kulübün kimlerle çalıştığı, kulübün ne kadar parayla ne kadar iş yaptığı vs.vs.

Sevgili Edirneliler naçizane kısıtlı bilgimle bu organizasyonu bu şekilde kategorize edebildim. Herkes kendi bakış açısıyla bu organizasyonla ilgili farklı bakış açılarına sahiptir. Bu bakış açısıyla bu organizasyonu tartışılmaz bulabilirsiniz, eleştirilmez bulabilirsiniz,  ya da en küçük detayına kadar ince eleyip sık dokuyup onlarca eleştiri getirebilirsiniz.

Ben bu organizasyonun içinde 5 yıl çalıştıktan sonra kendi değerlerime uymayan uygulamalar nedeniyle istifa ederek ayrıldım. Ayrıldıktan sonrada yine kendimce doğruları ve yanlışları yazmaya devam ettim. Bunlar bundan sonra da devam edecek. İşte kritik nokta burası devam edecek mi devam ettirebilecek miyiz?

Hangi bakış açısına sahip olursak olalım bugün artık zurnanın zırt dediği yerdeyiz

Bu takıma sahip çıkmalıyız çünkü BAŞKA OLİN YOK!!!

Bir daha yazıyorum BAŞKA OLİN YOK!!!!

Başka bir Olin’de olmayacak, emin olun olmaz, olamaz.

Zaman ona buna kızma zamanı değildir, zaman küsme zamanı değildir.

Zaman Levent Takan’ın son yazısında ki gibi, fazlasıyla hak verdiğim eleştirilere sığınarak maça gitmeme zamanı değildir.

Geçmiş antrenörün yaptıklarına kızarak takımı protesto etme zamanı değildir.

Zaman, geçmiş yönetimlere kızıp kombine almadıysanız bile her maça bilet alarak gelme zamanıdır !

Zaman, kulüpte çalışan  profesyonellere kızıp maça gitmeme zamanı da değildir

Bugün artık tek fikirde, tek idealde toplanıp bu takımı Olin’in takımı olarak değil Edirne’nin takımı olarak görme zamanıdır.

Bırakalım artık o öyle yaptı, bu böyle yaptı gibi kısır çekişmeleri.

Bu takıma SEYİRCİ VE TARAFTAR GEREK !

Bu takımın arkasında TARAFTAR OLURSA bu takım ligde kalabilir.

Bu takım arkasında TARAFTAR OLURSA performansını çok yükseltebilir.

Öncelikli sözüm seyirci kitlesine. Gelin bu sene taraftar olalım, takım yense de yenilse de arkasında olalım !

Gelin kombine alalım, alamıyorsak her maça gidip biletimizi alıp, son topa kadar takımımızı destekleyelim.

Eğer bunu yaparsak emin olun bu takım içeri de kazanacağı 6-7 maça 2 deplasman galibiyeti de  ekleyerek ligde kalabilir.

Ne bizler, ne sizler, ne de çocuklarımız bir daha bu güzelliği yaşayamazlar.

Çok yakında Türkiye kupası var (1-3 Ekim Edirne’de ) gelin orada takımımızı bir görün, nasıl sonuna kadar mücadele ettiklerini görün.

Nasıl hızlı, göze hoş gelen basketbol oynandığını görün.  Görünce emin olun siz de kombinenizi , biletinizi alıp salonda yerinizi alacaksınız. Siz geldikçe takım daha iyi oynayacak,  maç kazanacak.

Bu sene bütçemiz çok düşük, ilk yılımızın neredeyse yarısı kadar.

Seibutis’imiz yok, Samardiski’miz yok, Can Akın yok, Erdal Bibo yok.

Ama varını yoğunu ortaya koyan Darius var, Erolcan  var, Caner var, cesur yürek Reha var.

Emin olun saygıyı ve karşılığında desteği hak ediyorlar.

Eğer bugün destek vermezsen yarın zaten olmayacak.

Artık tek bakış açısı var;  BAŞKA OLİN YOK !

 

 

]]>
/bakis-acisi/feed/ 1
HAKEMLER ÜZERİNE YORUMLAR /hakemler-uzerine-yorumlar/ /hakemler-uzerine-yorumlar/#comments Sat, 23 Feb 2013 10:45:48 +0000 Levent /?p=18762 Devamını Oku »]]> Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Spor dedik, sporcu dedik, antrenör dedik şimdi de sıra hakemlere geldi.

Hakemler ah hakemler ! Ne Musa’ya ne İsa’ya yaranamayan, her şeyin suçlusu, vurun abalıya hakemler !

Önce niye hakem olunur ona bakalım.

Genellikle sporda ileriye gitmiş ülkelerde kural şöyle işlemektedir;

Bir oyuncu genç yaşını doldurup A-takıma çıkamazsa önüne  iki yol çıkmaktadır.

Birinci yol alt yapıdan başlayarak antrenörlük yapmak.

İkinci yol ise hakemlik yapmaktır işte bu yolu seçenler için zor bir yol başlamaktadır.

İlkokul veya minik erkek maçlarından başlayarak ilk düdük çalmalar başlar ve işin aslında hiç te dışarıdan bakıldığı gibi olmadığı gerçeğiyle yüzleşilir. Ancak bir maçı  yönetmenin ve  gücü elinde bulundurmanın verdiği o hazla sevmeye başlarsınız.

Sonra daha iyi olma çabalarıyla birçok maçta yapılan hatalarla  geçen yıllar.  Sonra klasman adayı olarak 2 yıl C, 2 yıl B klasmanında kaldıktan sonra eğer başarabilirsen Türkiye’nin en iyi 36 hakemi arasına girerek A klasmanı hakemi olursunuz.

Bu hiçte kolay değildir, bir sürü sınavdan geçersiniz.  Önce kuralları iyi bileceksiniz,  kondisyonunuz iyi olacak.

Sonra kuralları doğru yorumlayıp iyi maç yöneteceksiniz. Buraları aşarsanız en zor bölüm başlayacak, güvenilirlik testlerinden geçeceksiniz. Çünkü bu seviyeye gelebilmenin en olmazsa olmaz koşulu güvenirliliktir. Eğer kişiliğinize güvenilmezse asla oraya çıkamazsınız.

Sebebi de gayet basit. Bugün Fenerbahçe, Galatasaray,  Anadolu efes oynarken sahada minimum 50 milyon Euro oynuyor demektir. Ve hakem çalacağı veya çalmayacağı bir düdükle bir kulübün bütün çalışmalarını, emeklerini yok edebilir. İşte bu yüzden en önemli iş güvenilir olmaktır.

İşte hakem böyle uzun yollardan geçerek buralara gelmektedir. Yüzlerce kez sınanarak buralara gelmektedir

Oyuncular da, antrenörler de böyle değil midir, hepsi aynı yollardan geçmezler mi? Hepsinin işi çok zordur, ancak tribünden çok kolay gibi görülen “yuh bunu nasıl görmezsin, yazıklar olsun bunu nasıl çalmazsın” diye protesto edilen hakemlik hiç te gözüktüğü kadar kolay değildir.

1980’li yıllarda Alman spor bilimciler bir araştırma yapıyorlar ve basketbol oyuncularının 1 dakikada 10 defa hız, 12 defa yön değiştirdiğini tespit ediyorlar. 30 yıl sonra bu rakam herhalde 20 ye 44 olmuştur ve bu şu demek oluyor;  Ortalama 2 metre  boyunda, müthiş atletik, kuvvetli, hızlı sporcular birbirlerine çarparak oynuyorlar. Ve siz bu temasların hangisinin legal hangisinin illegal olduğuna karar vereceksiniz.

Bakın futbol 110 x 70 metrelik bir alanda 4 hakemle yönetilirken basketbol 28 x15 metrelik bir alanda 7 hakemle yönetilebilmektedir.

Basketbol oyununda hakem foul, steps, çizgi, 3 saniye, 5 saniye, 8 saniye, 24 saniye, çembere temas, potaya temas, inmekte olan top, çıkmakta olan top derken bir sürü şeyi düşünüp sadece olanı çalacaktır.

Bütün bunları bir de baskı altında doğru yapmalısınız.  Koç bağıracak, oyuncu bağıracak. Haklı olsan bile senden 3 pozisyon sonra bir düdük çalabilmek için olmadık şeyler yapacaklar ve seni seyirciye yem etmekten çekinmeyecekler. Bu arada tribünlerden 7’sinden 70’ine kadar, milletvekilinden işçisine, öğretmenine ,doktoruna, avukatına, işsizine kadar protesto edilecek, hakaret edilecek, hatta ve hatta en ağır küfürleri işiteceksin ve bütün bunlardan etkilenmeden maçın son saniyesinde en kritik yerde en doğru davranışı sergileyeceksin.  Sinirlenmeyeceksin, egolarına yenik düşmeyeceksin, maçın atmosferine göre maçı yorumlayacaksın. Oyuncu, antrenör hata yapabilir onlara serbest,  ama sen yapmayacaksın.

Bir oyuncu %70’le oynadığında kral olurken, hakem % 70’le çalarsa rezil olursun. Bir oyuncu bomboş topu kaçırır normal olur, sen devlerin arasındaki bu temasları bir defa yanlış değerlendir satılmış olursun, şerefsiz olursun. Tam pozisyon anında önüne bir adam gelir göremezsin, yedi sülalenin kemiklerini mezarda titretecek küfürler yersin.

Basketbol oyun kurallarını bir defa bile okumamış  (zaten okuyamazlar okusalar da anlayamazlar, çünkü 50 madde ve maddelerin birbiriyle bağlantılarıyla birlikte yüzlerce farklı yorumu var) hayatında hiç basketbol topunu eline almamış büyük basketbolcular her şeyi hakemden iyi bilirler.

Değerli Edirneliler ve basketbolseverler ben çok hakem düşmanı oyuncu ve insan gördüm.  Onların içinden hakem de yetiştirdim ve hepsinin söylediği şey “Çok zormuş” oldu. Bütün o ahkam kesenler ağzına düdüğü alınca üflemeyi bile beceremediler.

Bütün bu baskılar altında tabi ki hakem de doğal olarak hata yapmaktadır , hatasız maç yönetilemez bu mümkün değil.  Ancak şunu unutmamak lazım ki,  hiçbir hakem oralara torpille gelmemiştir.  Zaten kötü olanlar oraya çıkamayacağı gibi orada da duramaz.

Hiçbir hakem kötü maç yönetmek için sahaya çıkmaz, yönetirse hem itibar hem de para kaybedeceğini bilir.

Sizler tribünde sadece ve sadece kazanmayı düşünürken, her ne olursa olsun kazanalım derken hakemin görevi her ne olursa olsun adalettir.

Hakemlik çok zor iştir, öyle tribünden atıp tutmaya benzemez. Sahaya çıkan insanların hepsi onurlu, gururlu ve şahsiyetli insanlardır.  Yıllarını bu işe vermiş adam gibi adamlardır.  En azından ben basketbol camiası için buna kefil olabilirim.

Bir de şu hakemi baskı altına alma işi var ki, çok önemli.

Değerli Edirneliler ve basketbolseverler. Seyircinin bir işlevi de hakemleri çeşitli metotlar kullanarak baskı altına almaktır.

Ancak bu öyle çok kolay bir iş değildir. Bunun için dört  şart var;

Birincisi basketbolu çok iyi bileceksin.

İkincisi arkanda bir kamuoyu olacak ve kulübünün bir ağırlığı olacak.

Üçüncüsü fiziksel şartların yani salonun büyüklüğü tribünlerin uzaklığı gibi.

Dördüncüsü kime yapacağını bileceksin, öyle her hakeme saldıramazsın.

Bunu yapacağın hakem var yapamayacağın hakem var.

Karşıyaka seyircisi bile Memduh Öget maça geldiğinde HAZRETİ MEMDUH diye tezahürat yapıp, ağzını açmadan maç izlerdi.

İşte bu yüzden Karşıyaka seyircisi oluyorlar. Hangi hakem bu baskıda çözülür, hangi hakemde ters teper bilmek lazım.

İşte bütün bu baskılar altında dev gibi adamların arenada birbirleriyle kıyasıya mücadele ettiği ve her türlü etik dışı davranışın mubah kabul edildiği bir kültürel ortamda hatasız olmaları istenen, tek dostu olmayan,  “kötü” adamlardır hakemler .

Haftaya spora sosyolojik bir bakışta görüşmek üzere

(Spor Extra Gazetesinin 17. Sayısında yayınlanmıştır)

]]>
/hakemler-uzerine-yorumlar/feed/ 0
HERKES ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI /herkes-elini-tasin-altina-koymali/ /herkes-elini-tasin-altina-koymali/#comments Mon, 11 Feb 2013 21:16:45 +0000 Levent /?p=18546 Devamını Oku »]]> Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Bayan takımımızı nihayet gerçek rakiplerinden birinin önünde izleme olanağı bulduk.

Ancak maçı yorumlamadan önce başta iki sevgili kardeşim  Murat & Murat olmak üzere tüm yönetim kurulu üyelerine teşekkür etmek istiyorum. Sessiz sedasız  çıktıkları bu yolda ilerliyorlar ama daha uzun ve zorluklarla dolu bir yol var önlerinde.

Terfi etmek çok zordur, planlanmamış en ufacık bir olay her şeyi alt üst edebilir,

bu yüzden tebriklerden daha çok eleştirilere dikkat ederlerse daha iyi olur diye düşünüyorum.

Tabii ki  diğer teşekkür de seyircimize, bu önemli maçta takımını sonuna kadar destekleyen taraftarlarımıza.

Bayanlar 2.lig maçında  1000 dolayında seyirciyle  oynamak çok önemli bir başarı.

Eminim ki takımımız kazanmaya devam ettikçe bu sayı daha da artacak ve play off larda dolu salona oynayacak Edirnesporumuz.

Bu arada sevgili Caner Yıllar’a da Edirne’ye hoş geldin diyor ve başarılar diliyorum.

Caner koç buraları defalarca oynamış, son derece deneyimli biri. Umarım yine hedefe ulaşır ve Edirne basketbolu için ikinci bir gurur olur.

Evet şimdiye kadar yönetime teşekkür ettik, seyirciye teşekkür ettik, koça teşekkür ettik.  Ancak görmemiz gerekenleri de yazmadan edemeyiz.

Öncelikle koç ve takım arasında bir uyum sorunu var.  Tabii ki bu son derece doğal. Aylarca diğer koçla oynamış oyuncuların bir anda Caner koç ve isteklerine uyum sağlamaları kolay olmayacak ve  zaman alacak gibi gözüküyor

İkinci olarak hücumdaki organizasyon eksikliği göze çarpıyor. Zaten rakibin 17 asistine karşılık bizim 3 asistimiz var ki bu çok düşündürücü, ancak eminim ki bu eksiklikler ve hatalar en kısa sürede Caner koç tarafından yapılacak  hafta arası maçlarıyla giderilecek ve daha akıcı ve akılcı hücum eden bir takım oluşacaktır.

Sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Hepimiz Edirnespor bayan takımını 1.ligde görmek istiyoruz.  Bu gerçekten muhteşem olur.  Bir gün Olin,  bir gün Edirnespor.  Düşüncesi bile insanı heyecanlandırıyor.

Ancak şunu bilmemiz lazım ki,   çok ciddi ve uzun zamandır yatırım yapan rakipler var karşımızda;  Orduspor, Nallıhan,  Altay Konak Belediye, Bursa B.Ş.B ve Orman spor gibi.

Emin olun iş çok zor. Son 6 takım arasına girdikten sonra her şey olabilir ama özellikle play off maçları her şeyden önemli.  Herkes elinden geleni yapacak sonra bekleyip göreceğiz . iİşte anahtar kelime bu;  Herkes elinden gelenin en iyisini yapıyor mu ? Herkes bu takımı hak ettiği kadar destekliyor mu ?

Haydi EDİRNE haydi EDİRNELİLER gün bugündür, gün taşın altına elini koyma zamanıdır.  Sen de bir şeyler yap ! Reklam ver ! Bir maç için ulaşım sponsoru ol ! Bir maç için konaklama sponsoru ol !  Hiç bir şey yapamazsan maça git ve son topa kadar takımını destekle.  Çünkü bu organizasyon bu takım bunu hak ediyor.

Haydi EDİRNESPOR daha güzele daha başarılı günlere .

]]>
/herkes-elini-tasin-altina-koymali/feed/ 0
ANTRENÖRLÜK ÜZERİNE YORUMLAR /antrenorluk-uzerine-yorumlar/ /antrenorluk-uzerine-yorumlar/#comments Sun, 10 Feb 2013 08:43:19 +0000 editor2 /?p=18458 Devamını Oku »]]> Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Daha önce spor ve sporcular üzerine yaptığımız yorumlardan sonra bu haftaki konumuz, şovun ikinci derece yıldızları antrenörler.

Ülkemizde bilgisi olmayıp ta fikri olanların en kolay yaptığı işlerin başında antrenörcülük oynamak gelir.

Öyle kolaydır ki tribünden takım idare etmek, istediğini çıkarır istediğini sokarsın, istediğin zaman mola alırsın, istediğin zaman teknik faul alırsın,

yaparsın da yaparsın. Tabi ki bunların hepsini kafanda yaparsın ve sadece o anı yaşayarak yaparsın.

Oysa ki işlerin belki de en kolay tarafıdır bir maçı yönetmek. Öyleyse zor olan nedir diye sorarsak, şöyle özetleyebiliriz zor olanları.

Öncelikle antrenör 14-15 oyuncunun sonra da diğer teknik ekibiyle birlikte yaklaşık 20 kişilik bir ekibin lideridir. Ve bu liderlik basketbol bilgisinden daha çok dürüst, adaletli, ahlaklı ve tutarlı olmayı gerektirir. Emin olun basketbol bilgisi bu saydıklarımdan sonra gelir. Çünkü bu kadar egoyu yönetebilmek için önce yukarıda saydığım değerlere sahip olmanız gerekir.

Bugün 1.lig seviyesinde  bir takım haftada minimum 7-8 idman yapmaktadır, her idman maçın bir provasıdır ve her oyuncu maça başlayacak kapasitede olduğunu düşünür .

Oysa ki basketbolda sahada ancak 5 oyuncu oynayabilmektedir,  bu da şu demektir ki; daima yanınızda mutsuz 7 adam var .

Tabi ki oyuncu değişiklikleriyle bu sorun giderilmeye çalışılsa da hiçbir zaman herkesi memnun etmek asla mümkün değildir.

İşte antrenörlüğün en önemli ve en zor tarafı da burasıdır. Ne yapıp edip dakikaları adaletli paylaştırıp, herkese adalet dağıtmalıdır.  Bazen bir oyuncu 35 dakika oynarken, bazen o oyuncu 2 dakika süre alabilir. İşte o 2 dakika süre aldığında da oyuncu mutluysa, buna antrenörlük denir.

Antrenörlüğün en zor taraflarından biride tutarlı olabilmektir. Hazırlık dönemiyle birlikte başlayan her sezon aslında bir fiziksel, zihinsel ve ruhsal bir savaştır. İşte bu savaşın komutanı olan antrenörler kesinlikle söylemleriyle yaptıkları arasında tutarlı olmalıdırlar.

Oyuncular doğal  olarak antrenörlerini sınava tabi tutarlar ve değerlendirirler, eğer tutarsız bir antrenör yakalarlarsa hemen notunu verir ve ona göre davranırlar.H gün disiplinden ve çalışmaktan bahseden bir antrenör tembelin tekiyse oyuncu asla ona inanmaz ve onun için oynamaz.

Üçüncü  önemli özellik ahlaklı olmaktır. Bu ahlaki ilkeler hem toplumsal ahlakı hem de  basketbol ahlakı içermektedir. Ve her gün bu konularda idmanda, seyahatte, sosyal ortamda oyuncular tarafından sınavdan geçirilir antrenörler.

İşte bu temel 3 özellikten yoksunsanız hiçbir zaman kalıcı başarılar elde edemezsiniz antrenör olarak.

Şimdi gelelim sahanın içine.

Antrenör her gün her idmanı dakika dakika planlar. Tüm driller oyuncu sayısına, oyuncu yapısına veya o günkü antrenmanın içeriğine göre planlanmalıdır. Bu iş hiçte kolay bir iş değildir sevgili sporseverler. Bir haftada yaklaşık 5 idman bir ayda 20 idman bir sezonda yaklaşık 250 idman. Bu idmanları planlamak, bu idmanları monotonluktan uzak tutmak ve bu idman temposunu bir sezon boyunca ayarlamak çok zordur.

Şimdiye kadar saydığım bütün bu işler işin mutfak tarafıdır, bir de vitrin vardır ki  o da maçtır. Bir sürü şey planlarsın ama maç öyle kağıt üzerinde oynanan bir oyun değildir.  Her şeyin saniyelerle ölçüldüğü, bir düdükle her şeyin değiştiği, bir oyuncu hatasıyla tüm ivmenin ters dönebileceği bir oyundur spor. Buna seyirci faktörünü, buna rakip oyuncu faktörünü de eklediğinde performans çok zor yönetebilen bir iş olmaktadır.

Basketbol santranç gibi bir oyundur,  hem o anı hem de 3 pozisyon sonrasını hesap edebilmelidir bir antrenör.  Ama  bir düdük, bir hata, bir sakatlık, yorgunluk her şeyi alt üst edebilir.

İşte bu kadar bilinmezi bir potada eritip başarılı olmak sanatının adıdır antrenörlük.

Kazanılan bir maçtan sonra bile sevinemeden, hemen öbür maça hazırlanmaktır antrenörlük .

Herkes yatağında mışıl mışıl uyurken, geceler boyu maçı kafasında oynamaktır antrenörlük .

Herkes umutsuzken umudunu yitirmemek ve umut dağıtabilmektir antrenörlük.

Konuşmalarınla, davranışlarınla bir takımı, bir ili, bir ülkeyi peşinden sürükleyebilmektir antrenörlük.

İşte bu yüzden antrenörler bir çok takımda yıldız oyuncular kadar hatta ve hatta onlardan bile fazla kazanan insanlardır.

Oyunun en zor işini yapan insandır ve doğal olarak daima eleştirilerin odağındadır antrenör.

İşler iyi giderken  sporculara dönen spotlar, işler ters gidince hemen antrenörlere döner .

İşte bu dönemde  paniklemeyen, suçu oyuncularına atmayan adamdır  antrenör. Gerekirse  oyuncuları adına eleştirileri  kabul edebilmektir antrenörlük.

Bir felsefesi olan,  bir duruşu olan değerler bütünüdür antrenörlük.

Sahada duruşuyla, davranışlarıyla oyuncular ve seyirciler üzerinde saygınlık kazanma sanatıdır antrenörlük.

İşte sevgili Edirneliler, basketbolseverler. Bu kadar zor bir iş yapan antrenörlere bakarken onları bir mola ile değil, bir oyuncu değişikliği ile değil de bir bütün içinde değerlendirmekte fayda olacağı inancındayım.

Önümüzdeki hafta hakemlik üzerine yorumlar da buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalın

]]>
/antrenorluk-uzerine-yorumlar/feed/ 1
SPORCULUK ÜZERİNE YORUMLAR /sporculuk-uzerine-yorumlar/ /sporculuk-uzerine-yorumlar/#comments Fri, 01 Feb 2013 11:47:19 +0000 editor2 /?p=18250 Devamını Oku »]]> Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Bugün sporun merkezindekilerden yani sporculardan bahsedeceğim. Onlar oyuncu hakem seyirci üçlüsünün en önemli ayağı. Onlar şovun en parlak yıldızları. Seyircilerin, basının, yöneticilerin yani herkesin göz bebeği.

Peki kolay mı acaba sporcu olmak ve en üst liglerde milli takımlarda oynayabilmek?  Ya da bu yoldan geçerken neler yaşanıyor? Kimler çıkıyor?  Kimler düşüyor?  Bir bakalım.

Bizim çocukluğumuzda 60’lı yılların sonu 70’li yılların başında mahalle arasında futbol oynamak ya da betonda açık alanda basketbol oynamak haylazlık etmek demekti.

O zamanlar sporculuk bir meslek değildi. Anne, babalar ‘top peşinde koşacağına otur ders çalış’ derlerdi.

Hoş aradan 40 yıl geçmiş hala çok fazla değişen bir şey olmamakla birlikte, artık sporculuk bir meslek olarak kabul görme yolunda önemli adımlar attı. Bugün tüm spor sayfalarında transfer olacak sporcuların alacağı paralar, yaşayacakları villalar ve pırıltılı yaşamları var. Gelin bu pırıltılı yaşamın arkasında nasıl mücadeleler var asıl eziyetler var ? Ona bir bakalım.

Bugün spora başlama yaşı ortalama 6-7.  Bu yaşta, önce spor okullarına gidiyorsunuz eğer deneyimli, çocuk psikolojisinden anlayan bir antrenörünüz varsa yarışta 1-0 öne geçiyorsunuz . Çünkü maalesef ülkemizde hala en deneyimsiz antrenörler bu yaş gurubuna verilmektedir. Ve bir çok sporcu adayı genç ve deneyimsiz antrenörler yüzünden başlamadan bırakmaktadır.

Sonra bu gurubun içinde en iyilerin arasına girip yaş guruplarında mücadele etmeye başlıyorsunuz. Eğer tamamen kazanmaya odaklı bir antrenörle çalışmıyorsanız şanslısınız,  çünkü o zaman maç kazanmak yerine oyuncu kazanmak formatlı antrenörden çok şey öğrenip ilerliyorsunuz. Bu arada velilerin egoları devreye girmeye başlıyor ‘hadi yavrum hadi daha iyi ol, hepsini yen, vur, kır, parçala, kazan’. Sonra minik takım geliyor, küçük takım geliyor derken yıldız takımla birlikte kondisyonel yeteneklerin gelişmesi amacıyla atletizm ve ağırlık antrenmanları başlıyor. Eğer şanslıysanız doğru yüklenme teknikleri ve antrenman programlarıyla ilerliyorsunuz , şanssızsanız ( bunları bilmeyen) antrenörünüz varsa sakatlıklar başlıyor ve buralarda kopmalar başlıyor ve bir çok sporcu adayı bırakıyor .

Sonra antrenör ve kulüp baskısı başlıyor gerçekçi beklentileri olmayan ve felsefesi olmayan her kulüpte olduğu gibi.  Bu baskılar sonucunda, antrenör baskısı sonucunda bir çok oyuncu daha gelişim aşamasındayken, yıldız adayıyken spordan kopuyor.

Bu baskılara dayanan veya koçla iyi ilişkiler içinde olanlar devam ediyor.

Sonra genç takım seviyesi geliyor. Bir karar vermek zorundasınız. Ya eğitim ya da spor.  Eğer sporu seçtiyseniz artık geri dönüş yok ve çok zor bir yol sizi bekliyor.

Bu aşamada küçük kentlerden büyük kente geldiyseniz veya ilinizde sizin önünüzü açacak bir kulüp yoksa yine işiniz bitti demektir. İyi bir kulüptesiniz ve sizin gibi oyuncu adayı bir sürü rakibiniz var şimdi birde onlarla rekabet etmeniz lazım. İşte bu dönem işkencenin, eziyetin ve baskının kendini fazlasıyla hissettirdiği zamandır. Antrenör kazanmak ister, kulüp kazanmak ister, oyuncu kazanmak ister. Bu nedenle en şiddetli atletizm ve halter antrenmanları yapılmaya başlanır.  Nabızlar zaman zaman 220’ lere kadar çıkar, oysaki bilim derki 200 – yaş.  Yani 200’den yaşını çıkar, nabzının çıkabileceği en son seviyedir çıkan rakam.

Kim takar bilimi! O seviyelerdeki her kalp atışı ‘öleceksin’ diye atar halbuki. Tonlarca ağırlığın altına girersiniz halterci gibi.  Sonrada sahaya çıkıp bu kondisyonel yeteneklerinizi yaptığınız sporun temel teknikleriyle birleştirmelisiniz. Bunu antrenörünüze de beğendirmelisiniz. Bu arada alt yapılar milli takımına seçilmek içinde ayrıca yarışmalısınız. Milli sporcu olma şansınız 10.000 de 1’dir. Bütün bunları geçip te A takım seviyesine çıktınız,  şimdi oyun daha da sertleşirken kulüp ve antrenör baskısıyla birlikte kişisel hedeflerin baskısı da devreye girince işler daha da zorlaşır.

Her sabah idman, her akşam idman.

Hafta sonu seyahat ve maç  kazanırsan işler iyidir.  Ama kaybedersen ceza idmanı ile başlarsın ve o hafta geçmez, taa ki kazanana kadar.

Bu arada işler profesyonelleştikçe seyirci baskısı da devreye girer.

İyi bir kulüpteysen paranı alır, yaşamını zorlanmadan devam ettirirsin. Ama kulüpte bir de para sorunu varsa işte o zaman yandı gülüm keten helva.

Her gün antrenörden fırça yersin. Gençsin büyüklerden fırça yersin, seyirciden hakareti yersin.  Yerin, yurdun yoktur seneye nerede olacağını bilemezsin.

İşte sevgili okuyucular  kısaca bir sporcunun yaşadıkları böyledir.

Bizler tribünlerden veya Tv karşısında onlara özenirken  özendiklerimiz aslında  bu zorlukları aşıp sabırla, disiplinle çalışıp en üst seviyeye gelenlerdir.

O seviyelere gelmek kadar orada kalabilmek daha da zordur.

Yıllar boyu bu baskılara direnecek, deliler gibi çalışacak, otobüs, uçak, otel dünyayı gezecek ve hep en iyi olmaya çalışacaksınız.

İşte o hayran olduklarınız, bu özel insanlardır.  Emin olun özendiğiniz o hayat hiçte gözüktüğü gibi değildir. Bütün o güzel hayat hiç beklemediğiniz bir anda bir sakatlıkla alt üst olabilir, bütün hayalleriniz bitebilir.

İşte sevgili okuyucular, sporculuk böyle bir şeydir.

Bu yüzden bu şovun yıldızlarına bakarken, zaman zaman buralara gelirken ve buralarda kalırken ne eziyetler çektiklerini unutmayalım.

Hepsinin sizin gibi etten, kemikten, sinirden yapılmış insan olduğunu unutmayalım.

Evet çok büyük paralar alıyorlar, ama emin olun çok zor bir iş yapıyorlar.

Emin olun bu işkencenin 10’da 1’ine hiçbir normal insan dayanamaz.

Haftaya antrenörler konusunda görüşmek üzere.

Kalın sağlıcakla

]]>
/sporculuk-uzerine-yorumlar/feed/ 0
SPOR ÜZERİNE YORUMLAR /spor-uzerine-yorumlar/ /spor-uzerine-yorumlar/#comments Tue, 22 Jan 2013 19:13:42 +0000 Levent /?p=18044 Devamını Oku »]]> Merhaba Sevgili  Edirneliler ve basketbolseverler.

Devre arasından faydalanarak bu yazımızda spora biraz da akademik yaklaşalım istedim. Spor daha önceki yazılarımdan birinde de belirttiğim gibi formal ve informal olarak ikiye ayrılıyor. Formal spor bugünkü tanımıyla bizlerin performans sporu dediğimiz çok büyük bir bölümü olimpik branşlar  olan spor.

İnformal spor ise daha çok bizlerin beden eğitimi diye adlandırdığı, insanların daha sağlıklı kalmak adına yaptıkları yürüyüşler, yüzmeler, koşmalar ve oyunlar

yani Şükrü Paşa atletizm pistinde kilo vermek veya sağlıklı kalmak amacıyla yapılan yürüyüşler koşular, denizde yapılan yüzme veya havuzda  büyükler saatinde haftada 2-3 defa lay lay lom yaparak yüzme. Arkadaşınla kort kiralayıp haftada 2-3 kez oynama veya arkadaşlarla halı sahada maç yapmak gibi egzersizlere informal spor diyoruz.

Formal sporu informal spordan ayıran özellikler ise şöyle

1-Yazılı kurallarının olması

2-Muhakkak bir kazanan ve kaybedenin olması

3-Derecelendirmenin olması( 1. 2. 3.gibi. Türkiye şampiyonu, olimpiyat şampiyonu , Avrupa rekoru, dünya rekoru gibi)

Spor farklı bilim dallarını bir arada barındıran ve dünya üzerindeki en büyük sektörlerden biri.

Bugün sporun içindeki pozitif bilimler kısaca şöyle sayılabilir;

Sağlık bilimleri  ( fizyoloji, anatomi, psikoloji)

Fen bilimleri ( fizik, kimya, biyoloji)

Sosyal bilimler ( sosyoloji, reklamcılık, basın-yayın halkla ilişkiler, finans, pazarlama vs.vs.)

Görüldüğü üzere spor son derece ciddi ve dünya üzerinde trilyonlarca doların  döndüğü bir sektör.  Bugün bir sürü insan ve bir sürü firma spora çok ciddi yatırımlar yapıyorlar ve bunlardan da milyonlar hatta milyarlarca dolar para kazanıyorlar.

Öyleyse bu kadar büyük paraların döndüğü bu sektörde amaç ne;  Hep kazanmak, başarılı olmak.

Bu yüzden sporda dün yoktur bugün vardır. Bu yüzden iyi yönetici, iyi sporcu, iyi antrenör yoktur. Tek kural vardır;  Başarılı veya başarısızlık !

İşte yukarıda saydığım bütün bu bilimler birleşip spor bilimini oluşturup en başarılı sporcuyu veya en başarılı takımı yaratmaya çalışırlar.

Örneğin fizyologlar ve antrenman bilimciler birleşip nasıl daha dayanıklı daha hızlı, daha kuvvetli yaparız derken  psikologlar baskı altında ki sporcuları  stresten uzaklaştırmanın yollarını arar.  Kimya bilimi ilaçlar yoluyla legal olarak performans arttırmaya çalışırken,  bazı kimyacılar da illegal ilaçlarla ( doping) performans arttırmanın yolunu ararlar.  Yine bazı kimyacılar dopingin yakalanmasını önlemek için silici diye adlandırılan doping maddesinin vücutta yakalanmasını ortadan kaldıracak ilaçlar yaparlar. Tekstil sektörü bile işin içindedir, bir süre önce  köpek balığının derisindeki kıvrımlara benzeyen desende mayolar yapılıp rekorlar kırıldı.

Bugün, bilgilerim beni yanıltmıyorsa,  gülleyi en ileri atabilmek için 49 derecelik bir açıyla atmanız lazım.  Bunu kim diyor?  Bio mekanikçiler diyor.  Yine aynı bio mekanikçiler hiçbir insanın 9 metrelik bir uzun atlama yapamayacağını söylüyorlar.  Niye bunu söylüyorlar? Çünkü 9 metrelik bir atlayış yapmak için gerekli kuvveti yakalamak amacıyla yere yapılan itmenin kalça eklemini parçalayacağını iddia ediyorlar.

Gördüğünüz gibi spor çok ciddi bir bilim dalı.

Bu yüzden de sadece ciddi yaklaşanlar başarılı olabilirler. Ben yaptım oldu ile asla başarılı olunmaz.

Ancak güzel ülkemin güzel insanlarının çok güzel bir huyu var, onlar hiçbir eğitim almadıkları iki alanda uzmandırlar;

1-Siyaset

2- Spor

Hele hele konu spor olunca  herkes uzmandır, herkes takım yapar, takım bozar, onu alır, bunu gönderir.

Ama gel kondisyonel özellikler nedir de, bakar.

Sezon öncesi antrenman planlaması nedir de, bakar.

Performans ölçütleri nedir de, bakar.

Otojenik antrenman nedir de, bakar.

Laktik asit nedir de, bakar.

Ama bu insanlar spor adına ahkam kesmekten de geri kalmadıkları gibi, yönetici olurlar, menajer olurlar, olurlar da olurlar. Sonra da ülkemin sporu böyle yerlerde sürünür durur.

İşte bu yüzden ben bildiklerimi söylemeye devam ediyorum, çünkü bu benim mesleğim.  Çünkü bu iş benim hayatım.  Konu spor olduğunda kimse bana inandığımdan bildiğimden ve gerçeklerden  başka şeyler yazdıramaz.

Bir de berbat huyumuz var;  gerçekleri söyleyenleri sevmemek hatta onlara saldırmak gibi. Bunun için atasözlerimiz bile var “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gibi,

“Meyve veren ağaç taşlanır” gibi. Ama ne yapalım ülkemin kültürü her yere yansıyor,

konu spor olunca hiçbir bilgisi olmayanlar fikir sahibi olabiliyorlar.

Deve kuşu gibi kafasını kuma gömüp poposu dışarıda rüya görmek isteyenlere iki çift sözüm var;

Birincisi; sizin gibi deve kuşu olmaktansa karga gibi olmaktan ve gak gak  diye gerçekleri ve  doğruları  gerekirse herkese karşı yazmaktan ve konuşmaktan hem onur hem de gurur duyarım.

İkincisi; spor rüya tabirleriyle değil bilimle yapılır !

Sağlıcakla kalın.

]]>
/spor-uzerine-yorumlar/feed/ 0
NELER YAZDIK, NELER OLDU ? /neler-yazdik-neler-oldu/ /neler-yazdik-neler-oldu/#comments Wed, 16 Jan 2013 08:46:06 +0000 editor2 /?p=17802 Devamını Oku »]]> Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler,

Sevgili Levent Takan bana yazar mısın dediğinde aklımdan ilk geçen, yazı yazmanın getirdiği sorumluluk oldu. Klavyenin başına geçip yazı yazmak kolaydı ama doğruyu yazmak, popülizm yapmamak ve okuyuculara gerçekleri yazmak gerekiyordu ve her şeyden önemlisi dürüst ve tutarlı olmalıydım. Bir tarafta da yıllarca emek verdiğim kulübüm vardı.

Şimdi neler yazmışız ve neler olmuş bir bakalım.

Gaziantep maçından sonra özetle şöyle demişiz; “Bu galibiyet bizi yanıltmasın. Royal Halı ve antrenörü çok zayıf. Her zaman bu yüzdeyle sokamayız”.

Peki sonra ne olmuş? Doğan Deniz 6-7.haftada istifa etmiş yerine Cem Akdağ gelmiş. Olimpiyakos’un 5 numarası Dorsey transfer edilmiş ve bir  hafta öncede NBA kariyerli bir oyuncu daha transfer edilerek kaliteli bir takım hüviyetine bürünmüşler ve şu anda bizim üstümüzdeler.

Banvit maçından sonra demişiz ki “Bu mağlubiyet normaldir önemli olan kulübümüzün bir duruşu bir felsefesi olmalı ilkeleri olmalı”.  Kötü mü demişiz? “Bunları hayata geçiren tüm kulüpler başarılı daha da önemlisi sürekli olmuşlardır, bizim kulübümüz olmasın mı”  deseydik?

Hacettepe maçından sonra ne demişiz “Sporda böyle günler olur, her şey ters gider, bugün de öyle bir gündü, hemen unutalım, diğer maçlara bakalım. Ancak oyun sistemimiz de şöyle sıkıntılar var” demişiz. İlk 10 haftanın çok önemli olduğunu, sonrasının çok zor olduğunu yazmışız.

Peki ne oldu? Son 6 haftadır kazanamıyoruz ve oynanan basketboldan artık herkese gına geldi ve herkes bu basketboldan şikayetçi.

Galatasaray maçından sonra “Bu maç önemli değil karakteri Antalya ya saklamış olalım” deyip “Antalya maçında hepimizin orada olması” gerektiğini yazmışız.

Ne yapmışız Galatasaray Medical Park’ı nasıl yenemezsiniz, yazıklar olsun mu demişiz? koça ve oyunculara veya yönetime mi saldırmışız? Yoooo !!!!

Antalya maçından sonra ne demişiz “Antalya zayıf bir takım, hücumdaki sıkıntılar devam ediyor” demişiz. Ratkovica transferinin doğru olduğunu yazmışız .

Peki ne olmuş ? Antalya bizimle aynı puanda ve düşme potasında. Ancak onlar 2 NBA kariyerli oyuncu takviyesiyle kadrodaki değişikliklerle her geçen gün daha iyi basketbol oynayarak yükselişteler. Buna bir de fikstür avantajını eklersek 2.yarı işleri daha kolay.

Efes maçından sonra demişiz ki  “Bardağın yarısı dolu yarısı boş” yani Efes e karşı verilen mücadeleyi kutlamışız ancak kulüp organizasyonuyla ilgili eleştirilerimizi yazmışız . Birilerine hakaret mi etmişiz kişisel ihtiraslarımızı mı yazmışız? Sadece “2 yıl önceki takım bugünkü Efes’i yirmi sayıyla yenerdi” demişiz

Telekom maçından sonra şöyle demişiz “Bu kısıtlı rotasyonla oyuncular çok yoruluyorlar ve doğal olarak maçın sonunu oynayamıyorlar bir de buna kalite sorunu eklenince sonuç kaçınılmaz oluyor”. Kime hakaret etmişiz, kime haksız eleştiride bulunmuşuz, herhangi bir şeyi kişiselleştirmiş miyiz?  Hayır! Bu kadronun tarihin en iyi Olin kadrosu olduğunun masal olduğunu yazmışız.

Erdemir maçından sonra demişiz ki “Bu deplasman galibiyeti çok önemli, tebrik ederiz. Ancak her maçı 82 sayı yiyerek kazanamayız, savunmamızda sıkıntı var”. Ertesi gün benim dediğimin aynısını koç Gökhan Taştimur basın açıklamasıyla söylemiş. Ne yapmışız yalan yanlış mı yazmışız? Benim söylediğimin bire bir aynısını takımın koçu söylemiş.

Peki değişen bir şey olmuş mu?  Hayır yine aynı şekilde oynamaya devam edilmiş. Demişiz ki çok zor iki maç bizi bekliyor. TED Ankara ve Mersin BŞB. Bu maçları kazanamazsak işimiz çok zor.  Peki ne olmuş iki maçıda kaybe işiz ve bundan önceki son yazımızda Mersin maçı sonrasında koç Gökhan Taştimur’un derhal istifa etmesi gerektiğini ve bunun biz Edirnelilere öğretemediği basketbol kültürü gereği olduğunu yazmışız.

İşte  geçmişten bugüne yazdıklarımı,z işte bugün gelinen nokta. Biz mi yanılmışız yoksa işin başındakiler mi ( Başkan Vedat Kumuşoğlu ve yönetim kurulunu tenzih ediyorum) yanılmış ?

Yazdıklarımızda bir tutarsızlık var mı, söylediklerimizin hepsi tek tek olmuş mu ? O zaman biz görevimizi yapmışız.

Peki gelinen nokta nedir?  3 galibiyetle 14. sırada küme düşmenin Hacettepe ile birlikte en güçlü adayı ( 5 MİLYON TL BÜTÇEYLE)

Peki gelinen nokta nedir? Bu büyük başarısızlığa karşın hala benim paramı verin, beni gönderin deyip istifa etmeyen bir antrenör !

Peki gelinen nokta nedir? Taraflı tarafsız artık Edirnelilerin güvenini ve sempatisini kaybetmiş bir antrenör !

Peki gelinen nokta nedir? En iyi yabancı oyuncun kaçıyor en iyi türk oyuncunla kavgalısın ve aylardır kovmaya çalıştığın oyuncuya kurtarıcı diye sarılıyorsun hey haaaaaaaaat !

Peki gelinen nokta nedir ? Kendi sahanda oynayacağın Telekom, Aliağa, Erdemir maçlarını kazanacak, üstüne de deplasmanda en az 3 maç kazanacaksın ( bu sevgisiz, bu güvensiz ortamda).

Bence bunlar tatlı bir rüya bu şartlarda.

Değerli basketbolseverler sporda iyi antrenör, kötü antrenör yoktur. Peki ne vardır ? Başarılı antrenör veya başarısız antrenör vardır. Başarısız olan,  ilkelerinde ve prensiplerinde yönetimle ters düşen antrenörler istifa ederler. Bakınız Koray Eş, bakınız Hakan Demir, bakınız Doğan Deniz.

Aslında bütün bu sorunlar 10 gün içinde yapılacak hamlelerle yoluna koyulabilir ama biz ne yazsak boş.

Bütün bunlardan sonra yazılacak tek şey kalıyor;

BİNDİK BİR ALAMETE GİDİYORUZ KIYAMETE !

Hepimize iyi yolculuklar, tatlı rüyalar.

(Spor Extra Gazetesi’nin 14. Sayısında da yayınlanmıştır)

]]>
/neler-yazdik-neler-oldu/feed/ 1
BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ /basketbol-kulturu-geregi/ /basketbol-kulturu-geregi/#comments Fri, 21 Dec 2012 10:03:44 +0000 Levent /?p=16919 Devamını Oku »]]> Her şey benim başımın altından çıktı aslında.

2009 yılı 15 resmi ve özel maçta bir mağlubiyet almış koç Behçet Üner’in bizi arzuladığımız yerlere götüremeyeceğine inandığımdan, o gün ki yönetim kurulu üyelerimizi de buna inandırarak  yeni bir koç aramaya başladık ( bu olay benim aktif olarak karar mekanizmasında rol aldığım son olaydı).

Sonra bir Ekim günü Bahçeşehir Starbucks’da Serdar Yiğitsoy’la birlikte seninle buluştuk.  Biz final four oynamak istiyoruz dedik, sen de  bize “ben o işi çok yaptım ben oraya gidersem sizi çıkarırım” dedin.

Dediğini yapıp bu takımı lige çıkardın, bunun ne kadar zor bir iş olduğunu yaşayarak öğrendiğim için sana  bir Edirne li olarak bir basketbolsever olarak ve o takımın bir parçası olarak tüm kalbimle sonsuz teşekkür ediyorum. Tabii ki bu başarı ödüllendirildi ve ben de dahil olmak üzere hepimiz prim aldık. Bu organizasyonun başındaki kişi olarak ve de doğal olarak en  büyük ödülü sen  aldın ve sonuna kadar da hak ettin BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ.

Sonra 7. olarak tamamladığımız ve play off kurallarını değiştirdiğimiz müthiş sezon geldi. Yine çalışanlar olarak ödüllendirildik ve yine en büyük ödülü sen aldın ve sonuna kadar da hak ettin BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ.

Tüm gazetelerde,  basketbol sitelerinde sen vardın, yılın koçu seçildin,

her yerde ben ve sistemim diyordun. Oysa ki oyuncularla arandaki bütün sorunları gideren, bir hava yastığı gibi her şeyi absorbe eden  Ege Taşpınar oynamadan para alıyor diye yerden yere vuruluyordu.

Kimse asistan koç Erdem Can’ı görmüyordu.

Kimse bütün pis işleri yapan Güven Demircan’ı görmüyordu

Kimse malzeme sorumlusu Kenan Yılmaz’ı görmüyordu.

Kimse kulübe 60 000 TL si sponsorluk geliri olmak üzere 100 000 TL’nin üzerinde para kazandıran Diler Erbaş’ı görmüyordu

Harika işler çıkararak Türkiye’de ilk defa kulüp gazetesi çıkaran ve tüm bası yayın işlerini halleden Levent Takan’ı görmüyordu.

Kimse Erdal Bibo’nun, Seibutis’i soyunma odasında duvara yapıştırıp adam ettiğini bilmiyordu.

Eee bu iş böyleydi, takımın patronu sendin, transferleri sen yapmıştın ve madalyalar da sana takılıyordu BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ.

Sonra sponsor firma bütçeyi aşağıya çekince çok yıkıldın ama o kadar kendine güveniyordun ki  “ben ve sistemim her şeyi çözer” dedin ama senin dediğin gibi olmadı . Oysa ki bir profesyonel,  Ergin Ataman gibi yapar, hayallerini gerçekleştireceği yere giderdi

8. hafta Beşiktaş maçından sonra seni çok seven Edirnelileri, sana hep destek olmuş sayın Edip Ağaoğulları’nı kulüp patlayacak endişesiyle bırakıp kaçtın ( benim düşünceme göre).

Oysa ki durum bugünkünden çok daha iyiydi, 8 maç 3 galibiyet ve 5 yenilgi. “Faydalı olamayacağıma inandığımdan istifa ediyorum” dedin BASKETBOL KÜLTÜRÜ EREĞİ !

Senden sonra ayrılmak isteyen ve tam iki gün senin yerine geçmemek için direnen Ali Burgul ve Erdem Can ikilisine siz devam edin dedin.

bence kulüp tarihimizin en kritik noktasına 2-3 hafta gecikmeyle de olsa gelindi ve Erdem Can head coach olarak göreve geldi.

Edirne’ de Mersin ve Hacettepe’yi yendik Karşıyaka ve Telekom’a yenildik deplasmanda ise Fenerbahçe’ye Efes’e Banvit’e  Erdemir’e Aliağa’ya ve Galatasaray’a yenildik.

Bunlar son derece normal sonuçlardı,  çünkü bu takımlar sonra senin yönetiminde bizi sahamızda da yendiler.

Müthiş oynanan ancak çalınan ve çalınmayan bariz düdüklerle Olin Galatasaray’a kaybederken basketbol duayeni Yalçın Granit

“basketbol camiası harika bir antrenör kazanıyor” diye yazıyor bend e dahil hepimiz geleceğe umutla bakıyor ve pırıl pırıl parlayan Erdem Can’ la gurur duyuyorduk.

Sonra 5 eksikli Tofaş maçı geldi çattı.  Bir gün önce yapılan idmanı seyredince ve bir hafta önceki GS maçında ki mücadeleyi hatırlayınca

banko kazanırız dedim ama yanıldım. Kötü oynayarak kaybettik .

Bu arada yapılan bazı davranışlara haklı olarak  tepki gösteren ve sonuna kadar haklı olan Erdem Can nereden bilsin ki çanların onun için çaldığını.

Ertesi gün kulübün geleceği denilen Erdem Can için darağacı kuruldu ve infaz edildi . Çok büyük bir fırsat kaçıyor ve maalesef bugünlerin tohumları atılıyordu.

Ve sen koç,  bir gün sonra büyük kurtarıcı olarak göreve getirildiğinde ben istifamı verdim BASKETBOL KÜLTÜRÜ  GEREĞİ.  Ama öncelikle kendi AHLAKİ DEĞERLERİM GEREĞİ !

Ancak sayın Edip Ağaoğulları’nın ricası üzerine sezon sonuna kadar görevime devam edip sezon bittiğinde gereğini yerine getirip ayrıldım.

Senin de bildiğin gibi senin hakkındaki düşüncelerimi ve yapılanlarla ilgili düşüncelerimi senin yüzüne söyledim benim odamdaki görüşmemizde .

Seni göreve getiren yönetime şöyle demiştin” bu takımı malzeme sorumlusu Kenan bile ligde tutar”.

Hatta bazı yöneticiler senin takımı play off’ a sokacağını iddia ediyordu

ve sen ilk iş olarak göreve başlamadan, sana yıllarca hizmet etmiş Ali Burgul ve Erdem Can’ı yedin,  bunun adına da temiz sayfa dedin.

Sonra seninle sadece 2 maç kazanabildik, biri Bandırma Kırmızı diğeri de  senin bile artık düştük dediğin noktada kazanılan Karşıyaka bağışı     ( pardon maçı).

Şu anda küskün olduğun yöneticiler boy boy resimlerini kulüp gazetesine koyup “TEŞEKKÜRLER GÖKHAN TAŞTİMUR” diyorlardı BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ !

Ardından sponsor firmanın bırakması ve çaresizlik üzerine yine geri dönüşüyle başlayan yeni bir dönem.

İyi bir profesyonel bu şartlar altında bırakıp giderdi BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ!

Edirne sevgisi ve sayın Edip Ağaoğulları sevgisi yüzünden burada kaldın. SEVGİ GEREĞİ !

Yoksa bütün bunlara katlanman garanti kontratın gereği miydi?

Sonra sayın Vedat Kumuşoğlu başkanlığındaki yeni yönetim kurulunun gayretleri sonucunda yeni sezon ve yeni transferler ve vaat edilen play off .

Sonra durup dururken yaratılan Mehmet Yağmur sorunu, SİSTEM GEREĞİ !

Ve kaybedilen maçlar sonrası dün ki maçtan sonra yine bir Beşiktaş maçı ve durum 11 maç 3 galibiyet.

8 de 3 te istifa eden 11 de 3’te hayli hayli istifa eder BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ .

Ve dün maalesef  T”aştimur istifa” sesleri  BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ.

Şuna emin olabilirsin ki çok üzüldüm. Senin de büyük payının olduğu bu organizasyonun senin hatalarınla yerlerde sürünmesine çok üzüldüm.

Bütün hatalarına karşın sen bunları yaşamamalıydın ama maalesef hırsını  ve duygularını yenemedin.

Kendini her şeyin  üstünde gördün ve bu basketbol kültürü yoksunu Edirnelileri uyuturum zannettin. Uyuttun da.

Ama gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi çok kötü bir huyu vardır ki sen bunu unuttun!

Şimdi gerçeklerle yüzleşme vakti koç.

Şimdi sana, senin buraya verdiğinden daha çok şeyler veren Edirnelilere ve sayın Edip Ağaoğulları başta olmak üzere tüm Edirne Yağ Sanayi ve A.Ş ailesine  borcunu ödeme zamanı.  Sana yakışanı ve doğru olanı yap, yap ki hep “ben ben ben” diye gururlanarak söylediğin bu eser kurtulsun.

İstifa etmezsen hem sen hem de kulüp onarılamaz yaralar alacaklar .

Ne olin ne de  sen bunlara layık değil. Sen gereğini yap, gerisini alicenap Edirnelilere bırak.

Yani koç hiç durma istifa et.  Biz Edirnelilere bir türlü öğretemediğin BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ !!!!!!

İşte bir  BASKETBOL KÜLTÜRÜ hikayesi böyle başladı ve böyle sonuçlandı.

Yolun açık olsun koç,  biliyorum ki ne sen bizi,  ne de biz seni hiç unutamayacağız!

BASKETBOL KÜLTÜRÜ GEREĞİ !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

]]>
/basketbol-kulturu-geregi/feed/ 6
YAĞMUR YAĞMADI, SELLER AKMADI /yagmur-yagmadi-seller-akmadi/ /yagmur-yagmadi-seller-akmadi/#comments Sun, 16 Dec 2012 07:56:07 +0000 Levent /?p=16656 Devamını Oku »]]> Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler.

İlginç ancak kötü kaybedilen bir maçın ardından yazılacak çok şey var ama öncelikle maça damgasını vuran hakemlerden başlasak doğru olur diye düşünüyorum.

Sevgili basketbolseverler 4 yılı 2. ligde 8 yılı Beko Basketbol Ligi’nde olmak üzere toplam 22 yıl hakemli yaptım.

Cumhurbaşkanlığı Kupası’da  dahil olmak üzere yönetmediğim maç yok.

Seyircilerimizin bilmesini isterim ki, hiç bir hakem sahaya şu maçı kötü yöneteyim yada şu takımı mağlup edeyim  diye çıkmaz.

Yönetilen her maç ilgili kişiler tarafından sonradan tekrar seyredilip değerlendirme yapılmaktadır. Nasılsa benim yaptığım burada kalır diyerek, kafanıza göre maç yönetemezsiniz. Hakem bilir ki kötü maç yönetirse muhakkak cezalandırılacaktır.

Hakemler yönettikleri maçlardan önemli bir ücret almaktadırlar, hiç kimse bu gelirini kaybetmek için bile bile hata yapmaz. Önce bunu içselleştirip olaylara bu gözle bakmak lazım.

Bugünkü maça gelirsek,  doğrusu orada Mehmet Keseratar’a ne söylendi bilmiyorum.  Ancak şunu biliyorum ki, eğer kendisine bir hakaret edilmediyse “Verin benim topumu ben gidiyorum”  diye içeriye gitmemesi gerekirdi. Varsayalım sözlü bir hakaret var,  ilgili kişiyi dışarıya çıkarmaları için güvenlik güçlerini çağırırsın, gereğini yaparlar olur biter. Çok yakından tanıdığım, beraber defalarca maç yönettiğim Mehmet Keseratar’ın sakin karakterine uymadı bu davranış.

Bu arada değerli pota arkası seyircilerimize bir şey söylemek istiyorum.

Hakem üzerinde baskı kurmayı istemek doğru ve mantıklı, ancak bunu yaparken hangi hakeme bu yapılır, hangisine yapılmaz bilmek lazım. Ayrıca herkes Karşıyaka seyircisini örnek gösteriyor, orada şunlar bunlar oluyor, burada yapınca hemen ceza alıyoruz veya hakemler salondan attırıyor diyor. Biz başkalarını bırakıp kendimize bakarsak şunu söyleyebiliriz;  Büyük salonlarda seyirci sahadan uzakta,, oradan hakeme yapılan baskılarda hakemler çok fazla bir şey yapamıyor. Çünkü kimin söylediğini bile göremiyor, söylenenlerin yarısı da uğultuda duyulmuyor. Salona bir şeyler atılırsa veya toplu halde küfür edilirse maçı durdurup gerekeni yapıyorlar.

Ancak bizim salonumuz öyle değil, hakem neredeyse seyirci ile kucak kucağa maç yönetiyor . Sen adamın kulağının dibinde küfür etmesen bile, onu taciz edecek bir şeyler söylersen rahatsız olur, aklı orada kalır maç yönetemez. Hakemlere söylenen şey şudur; “Sizin rahat maç yönetmenizi engelleyecek şeyler varsa ortadan kaldırın”.

Bunları yazma sebebim şu;  daha nice maçlar oynayacağız burada,  lütfen küfür etmeden, taciz etmeden yapalım ve kime yaptığımızı da bilerek yapalım. (Bunu bu maçta taciz edildi ya da küfür edildi anlamında söylemiyorum. Geneldir)  Ayrıca zaman zaman kurmaya kalktığımız bu baskının ters tepebileceğini de unutmayalım.

Ancak, bu maç çok işe yaradı bu baskı dersek yalan olmaz.

Doğrusu olaylardan sonra hakemler bizim için harika maç yönettiler dersek hiç abartı olmaz.

Ancak buna rağmen kazanamadık. Böyle hakem üçlüsünü her zaman bulamayız .

Maça gelirsek öncelikle TED stratejisini,   Parakhouski ve Davud’a yardım getirmeden, bire bir tutarak,  ters taraftan boş atış yememek üzerine kurmuş. Bunda da  fazlasıyla başarılı oldular,  çünkü bizim  hücum anlayışımız içeriden dışarıya çıkacak toplar sonucunda bulacağımız boş atışlara bağlı.  Rakip 5 numarana yardım getirmezse el üzerinden yada Jelinek’in penetrelerine kalıyorsun o da her zaman yetmiyor.

Her iki takım da ilk iki periyod  al gülüm ver gülüm  oynadılar. Önde gidiyorduk ama ne zaman fark lehimize birazcık açılsa TED vites yükseltip yakalıyordu.

Sonra devreye 3. periyod ta Tapoutos girdi, dışardan soktu, penetre etti, post up yaptı, smaç yaptı, yaptı da yaptı ve fark bir anda 10 sayıya çıktı 54-44.

Sonra 3 dakika bir süre içinde  TED 12-0’lık bir seri yakalayıp 3.periyodu 56-54 önde kapatırken bir mola alınsa bu rüzgar dindirilebilir miydi diye düşünmeden edemiyorum.

4. periyoda geçildiğinde ise rotasyon sıkıntısı nedeniyle hepsi 30 dakikanın üzerinde oynayan Bekir, Jelinek, Tapoutos, Mehmet hatta Davud’un yürüyecek hali kalmamıştı. Bir de buna  titremeye başlayan eller eklenince, serbest atışlar da kaçınca daha diri kalan, daha deneyimli oyuncularla oynayan TED maçı kazandı.

Bu arada gerek hücumda gerekse savunmada ve özellikle maçın son 15 dakikasında Kirk Penney’e nefes aldırmayan Bekir’e şapka çıkarmamak elde değil.

Şimdi gelelim her maç sağanak şeklinde yağan Mehmet’e ne olduğuna ?

Nasıl oldu da 5 günde bu hale geldi. 2/8 atışla % 25 le oynar hale geldi ?

Sanırım ilgili kişiler bunun sebeplerini araştıracaklardır.  En kısa sürede bu olay çözülmezse takım çok zarar görecek.

Şimdi gelelim Edirnespor bayan takımımıza. Daha imzalar atılmasa da her yerde yabancı oyuncunun  geçen seneki istatistikleri yayınlandı. Umarım beklentilere cevap verir ve takımımızı yukarılara taşır. Ben bayan takımımızın yöneticilerindeki kararlılığı görünce bu iş olacak diye düşünmeye başladım .

Müthiş olur değil mi 1.ligde 2 takımı olan bir Edirne.

Öyleyse haydi perilerimizi destekleyelim. Bugün ve 23 Aralık Pazar günü Güre maçında salonu dolduralım, aradığımız farkı bulalım.  Gurubu 1-2 bitirmek için sayı farkları önemli çünkü.

Bu arada 20 Aralık Perşembe günü saat 18:00’deki Mersin BŞB  maçında da salonda olup Olinimizi desteklemeyi unutmayalım.

Şu anda her şeyden çok buna ihtiyaç var. Haydi Edirne perşembe akşamı maça.

Saygılar

(Not bu yazı Spor Extra’nın 11. sayısı için yazılmıştır. Ama dün oynanan Olin-TED maçıyla ilgili önemli bölümler olduğu ve konu sanal ortamda oldukça tartışıldığı için bekletmeden Edirnebasket.com’da yayınlıyoruz.)

]]>
/yagmur-yagmadi-seller-akmadi/feed/ 1