Edirne Basket » Tamer CENGİZ Trakya ve Edirne'nin İlk ve Tek Basketbol Haber Sitesi Wed, 07 Jan 2015 21:09:53 +0000 tr-TR hourly 1 http://wordpress.org/?v=3.4.1 ALBERT LEROUX RÖPORTAJI “EDİRNE VE BASKETBOL” /albert-leroux-roportaji-%e2%80%9cedirne-ve-basketbol%e2%80%9d/ /albert-leroux-roportaji-%e2%80%9cedirne-ve-basketbol%e2%80%9d/#comments Wed, 10 Aug 2011 07:59:53 +0000 Levent ?p=5761 Devamını Oku »]]> ALBERT LEROUX RÖPORTAJI

“EDİRNE VE BASKETBOL”

                                                                                                                        (İRONİ-2)
Fransa’nın önemli basketbol dergilerinden “Le Français De Baskette yayınlanan bir röportaj gözüme ilişti geçenlerde. Röportaj Olin Edirne Basket ile ilgili olunca da sitedeki köşemi bu röportaja tahsis etmek istedim. Sitemizin sahibi ve editörü Sayın Levent Takan’da uygun görünce bu düşünceyi, işte karşınızda virgülüne dokunmadan Fransa’nın ünlü basketbol yazarı Albert Leroux’nun kaleminden bu kapsamlı ve güzel röportaj. Umarım sizler de benim gibi beğenirsiniz. Keyifli okumalar.

 

“EDİRNE VE BASKETBOL”

Merhabalar. Türkiye’den selamlar anavatan Fransa’ya.
İki günlüğüne Fransa’dan ayrılıp Türkiye’de şampiyonluğa koşan Edirne’ye gittim.
Röportaja başlamadan önce bana mükemmel bir ev sahipliği gerçekleştiren kulüp yöneticileri ile takımın baş ve yardımcı koçlarına teşekkür etmemek Fransız nezaketine ihanet olurdu.

 BENİ İYİ AĞIRLADILAR

Röportaja başlamadan küçük detaylar. Götürdükleri restoranlarda yediğim ciğer ve köfteler nefisti. Tanışmak ve kısa sohbetler etmek fırsatını bulduğum Türk taraftarlar da aynalı süpürge ile meyve sabunu ve başkaca güzel hediyeler vermeyi ihmal etmediler bana. Bu arada ısrarla bir Türk gazeteciye çok benzediğimi söylediler. İsmi Hıncal Uluç imiş. Bir sonraki Türkiye seyahatimde tanışma fırsatını elde etmeyi umuyorum. Bu küçük girizgahtan sonra isterseniz artık izlenimlerimize ve röportajımıza geçelim.

KÜÇÜK ŞİRİN BİR ŞEHİR VE BASKETBOL

Yaklaşık yüzbin nüfuslu, sessiz sakin, küçük bir kent Edirne. Ama bambaşka bir basketbol dünyası var burada. Maçlarını izlemeye gittiğimde beşbin kişi tribünleri tıklım tıklım doldurmuştu. Takımın Baş Koçu Gökhan Taştimur her maçı böyle oynadıklarını söylüyor. Salonları ülkenin en eski salonlarından. Derme çatma, prefabrik bir yapı. Salondaki barları da kulüp işletiyor. Maç öncesi ve sonrası bütün şehir orada, içkilerini içip sohbet ediyorlar. Bilet fiyatları ve bar satışları ile her maç ortalama 50 bin Euro gelir elde ediyorlar. Fransa ile karşılaştırınca inanılmaz bir rakam bu.

Tam maç başlarken hava atışını takım elbiseli birinin yapması çok dikkatimi çekti. Şehirdeki önemli birkaç işletmenin ve firmanın sahibi imiş  bu yakışıklı genç adam. Taştimur’a sorduğumda, “O, maçı satan alan adam. Her maçı bir iş adamı satın alıyor. Ortalama 10 bin Euro civarı. Salonda onun reklamları dönüyor. Temsili hava atışı yapıyor, maç sonu yemeğinde de işinin promosyonunu yapıyor” dedi. Kulübün para kazanması için son derece zekice uygulanan bir pazarlama programı.

HALK ONU ÇOK SEVİYOR
Maç sonu yemeği ise hayranlık verici. Koca bir salonda on kişilik masalarda en az bin kişiye yemek veriliyor. Gökhan Taştimur bu VIP salonuna ayak atar atmaz kıyamet koptu. Edirne halkı onu seviyor. Yemeğe bütün oyuncular ve teknik kadro aileleriyle beraber, kombine bilet sahipleri, şehrin önde gelenleri ve maçı satın alan kişinin davetlileri katılıyor. Şehir halkı orada oyunculardan, Taştimur’dan imza alıyor, fotoğraf çektiriyor. Sevgi ve saygı çok fazla. Gökhan Hoca da bu ilgiyi karşılıksız bırakmıyor. Kimseyi geri çevirmiyor, herkesle sohbet ediyor.
Taştimur beni salonun ortasındaki büyük masaya oturttu ve masadakiler ile tanıştırdı. Baş köşede elbette ana sponsor oturuyordu. Kentin Valisi, Belediye Başkanı, sponsor firmaların sahibi iş adamları, kulübe maddi destek ve reklam veren diğer iş adamları, şehrin üst düzey devlet yetkilileri hemen hepsi her maç sonrası bu masada buluşuyormuş. Koç bana yerel yönetim ve devlet yetkililerinin gerek maddi gerekse manevi açıdan kulübe ne kadar sahip çıktıklarını anlattı. Oysa bizim Fransa’da Belediyelerin ve devlet kuruluşlarının kulüplere hiç katkısı olmaz.
Son derece basit ama inanılmaz etkili bir organizasyon. Fazlasıyla imreniyorum. Bizim ülkemizde niye böyle şeyler olmuyor diye. Biz maça gelecek bin kişiyi zor bulurken, onlar maç öncesi, maç ve sonrası ile saatler süren bir basketbol gecesi yaşıyorlar ‘Türkiye’nin çoğu kenti böyle’ diyor Gökhan Taştimur. Bu başka bir basketbol kültürü. Gece boyunca çekilişler yapılıyor, sponsorların ürünleri tanıtılıyor.
Ondan fazla sponsoru var Olin Edirne Basket Kulübünün. Türkiye’de kulüpler bir tane büyük sponsor yerine on tane irili-ufaklı sponsorla genelde üç yıllık anlaşma yapıyorlarmış. Tek sponsoru tehlikeli bir iş olarak görürler, çünkü sorun çıkması halinde organizasyon çok büyük darbe alacaktır diyor Gökhan Taştimur. Oysa on sponsordan birinde sorun yaşansa, ki kolay kolay olmaz, kulübe önemli bir zarar gelmeyecektir.

PAZARLAMA ÖNEMLİ
Kulüpler pazarlama işini genelde pazarlama şirketlerine veriyorlar. Saha reklamlarından tutun, maç öncesi bütün koltuklara konan maç broşürleri dahil her şey pazarlanıyor. Tabii biletlerin pazarlanması önemli bir kalem. Kombine biletler pazarlanırken VIP koltukları sezonluk 400 Euro civarında bir rakama satılıyormuş. VIP koltuklarından alanlar salondaki lokantada bedava yemek ve içki içmek hakkına sahipler. Kulüp salt bilet satışından maç başına 30 bin Euro civarında hasılat elde ediyor.

EDİRNE’DE ALT YAPI BÜTÇESİ 400 BİN EURO
Bütçemizin yüzde onu, yani 400 bin Eurosu otomatik olarak alt yapıya gider diyor Koç. Olin Edirne Türkiye’nin en ciddi alt yapı kulüplerinden biridir ki, son birkaç senede 3 oyuncusunu NBA’e göndermiştir. Başkanın beni baskı altına aldığı tek konu takımdaki alt yapıdan yetişen oyunculara verdiğim süredir. Deplasmanda çok önemli bir maç kazandıktan sonra dahi genç oyuncuların dakikası az ise, beni eleştirir.

BAŞKAN ALT YAPI İÇİN HESAP SORAR
Takımın 10, 11, 12. oyuncularını mutlaka alt yapıdan yeni yetişmekte olanlardan seçiyorum. Tabii önceki yıllarda kulüp alt yapısından çıkıp, kadroya yerleşenler hariç. Edirne için alt yapı bir gelenektir. Son sezon kadromda kulübün içinden gelmiş beş oyuncum vardı, ayrıca bu kulüpten yetişen birçok oyuncu halen değişik takımlarda oynuyor.
Üç yıldır takımı çalıştıran Taştimur, elde ettiği başarıların yanı sıra NBA’e gönderdiği oyuncularla da adından fazlasıyla söz ettiriyor. Alt yapıdan yetiştirdiği oyuncularla dikkat çeken Olin Edirne, hemen hemen her yıl NBA’e bir oyuncu gönderiyor. Belki bu alanda Avrupa’nın en önemli kulübü. Öyle ki, neredeyse bütün maçları NBA istatistikçileri canlı takip ediyor. Bu oyuncuların hepsi de, Gökhan Taştimur’un elinden geçiyor.

ŞAMPİYONLUĞA KOŞUYOR
Türkiye’nin en çok bütçeye sahip olan dokuzuncu takımı Olin Edirne Basket. İlk kez bu kadar düşük bütçeli bir takım normal sezonu lider bitirmiş Türkiye’de. İlk kez de finale kalmış. Edirne tarihinde böyle bir başarı yok. Taştimur, Olin Edirne’ye Türkiye Kupası’nı kazandırmış, Eurochallange’de de final oynatmıştı. Şimdi sıra Türkiye şampiyonluğuna geldi. ‘Sezon başında hedefimiz ilk altıydı. Ama buralara gelince tabii ki şampiyonluk istiyoruz’ diyor. İstanbul’da Anadolu Efes’le Play-Off finalinde karşılaşacaklar. Biz de ona final öncesi sonsuz başarılar diliyoruz.

KÖŞE SAHİBİNİN NOTU : Bu röportaj gerçektir. Ancak hepinizin anladığı gibi Sayın Gökhan Taştimur ile yapılmamış, Fransız Cholet takımının Türk koçu Erman Kunter ile Fransa’da yapılan iki röportajdan derlenerek bu röportajlarda aktarılanlar ters yüz edilmiştir. Haliyle Albert Leroux diye bir yazar yoktur, elbette anılan dergi de hayalidir. Röportajda sözü edilen diğer kişi ve kuruluşlar ise hepsi gerçektir, ancak ana sponsor dışında bugün için bunun pek bir öneminin bulunmadığı ortadadır.

KISSADAN HİSSE: Benim röportajın aslından edindiğim birinci ana fikir şudur ki, bir kentte yaşayan ve o kentten gelir elde edenlerin kentlerine bir yolla sahip çıkmaları gerekir. Bu, o kente hizmet etmek ile yükümlü yerel yöneticiler ile devlet yöneticilerinin de asli görevlerindendir. İkinci ana fikir ise, “basketbol kültürü” maçtan yarım saat önce salona gidip maç sonu eve dönüşten ibaret değildir, en az gün boyu yaşanan bir eğlence ve birliktelik kültürüdür.

Kentimizin yerel ve hükümet temsilcileri ile bu kentten gelir elde edenlerin basketbole daha fazla Fransız kalmamaları dileği ile. Herkes kalsın sağlıcakla.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

]]>
/albert-leroux-roportaji-%e2%80%9cedirne-ve-basketbol%e2%80%9d/feed/ 2
AYNA AYNA SÖYLE BANA /ayna-ayna-soyle-bana/ /ayna-ayna-soyle-bana/#comments Tue, 26 Jul 2011 06:50:06 +0000 Levent ?p=5552 Devamını Oku »]]> İlk köşe yazımızın başlığı “ilk yarı karnesi” olduğuna göre

Sezon sonuna da bir “yıl sonu karnesi” yakışırdı elbet.

Fırsat olmadı.

Sınıfın tamamı başka okullara nakil oldu.

Karneler de elimizde kaldı.

Veremedik.

Şaka bir yana,

Geçen yılın çaylak seyircisi idik.

Oyuncularımıza gönülden bağlandık.

Sezon sonu acı gerçekler ile yüzleştik.

Yuvadan uçup gitti hepsi.

Taraftarın sevgisi gönülden.

Oyuncular için ise basketbol ekmek kapısı.

Yadırganacak bir şey yok.

*******

Yıl boyu oyuncularımızı yazdık çizdik.

Ve teknik kadromuzu.

Şimdi narsizm zamanı.

NBA deyimi ile çaylak oyuncudan,

Basketbolde ilk yılını tamamlayan taraftardan bahsetme zamanı.

Çaylak sezonunun acemiliklerini bir yana not etmekle beraber,

Sınıfını geçti taraftar.

Hem de nasıl geçmek.

Basketbol camiasının büyük kısmının ittifakı ile yılın taraftarı seçilerek.

Playoff uğruna akıl almaz çirkinlikler ve nahoş organizasyonlar yapan, ceplerine harçlık koymak dahil her türlü maddi imkanı sağladığı halde Edirne’ye sadece seksen taraftar getirebilen Banvit’e karşılık Bandırma’daki iki maça Olin Edirne taraftarları yaklaşık beşyüzer kişi ile akın etti.

Son Banvit maçından molalardaki, feribotlardaki şarkılara, marşlara, tezahüratlara tanık olanların Olin’in elendiğini öğrendiklerinde suratlarında oluşan şaşkınlığa gülümseyerek döndü taraftar…

Evet sayısal açısından Beko tarihine ilkleri yazdırdık.

Rakip kulüp yöneticileri salonlarında bu yoğunlukta rakip taraftar görmediklerini ifade ettiler.

Bir ya da iki otobüs ile gidilen maçlarda bile rakip seyirciyi susturmayı başardık.

Nicelik böylesi idi.

Ya nitelik ?

Farkı yaratan asıl oydu işte !

Deplasmanlara yaşlısı, çoluğu çocuğu ile ailece giden böyle bir taraftar profili yoktu ülkemizde geçtiğimiz sezona kadar. Hiç olmamıştı !

Bu taraftar profilini basketbolün duayeni Yalçın Granit üstat bile iki kez köşesine konuk etti. Deplasmanlara giden bayan taraftarlarımızdan, genç kızlarımızdan sitayiş ile söz ederek teşekkür etti.

O taraftar ki elli kişi ile Erdemir deplasmanını bayram yerine çevirdi. Aliağa’lıları kendilerine hayran bıraktı. Her deplasmanda rakip takımı alkışladı. Hemen herkesin takdirini kazandı.

Bu arada atlamadan. Her gittiği deplasman kentinin tadını çıkarmasını da bildi !

Bu deplasman kahramanları kimler mi ? Hay hay.

Soyisimlerini veremeyeceğim yalnız saymaya çalışırken. Tanıyan tanıyor onları zaten!

Aslan payı elbette “Mimar Sinan’da Küfüre Hayır” gurubundan Tacettin ve Dilek çiftinin. Araç temininden, afiş basımı ve dağıtımına, deplasman turlarının satışından turların düzenine kadar başkomutanımız Tacettin arkadaşımız ve yaveri Dilek Hanım idi. Bendeniz ise naçizane deplasman turlarının facebook ve yazılı basın yolu ile tanıtımı ve duyurulmasında katkı sağlamaya çalıştım.

Ve küfüre hayır grubunun yönetici kadrosundan Çağatay, Aslı, Zehra, Fatih, Sercan, Kaan, Serenat, Cihan, Sercan, Emine, Erhan, Özlem, Berker, Özkan, İlteber, Melis, Tamer Yılmaz, Atahan, Berk, Ertuğrul, Serap, Güney ve grubun diğer çilekeş müdavimleri (Genç 22’liler basketbol tayfasının hemen hepsi aynı zamanda bu grubun da üyesi olduklarından onları ayrıca belirtmiyorum) Pelin, Selin, Murat Can, Yasin, Ekrem, Erkan, Ercan, Serhat, Ömür, Berker, Emir, Mahir, Hakan, Zerrin, Serhan, Sertaç, Barlas, Ayşen, Şükrü, Seher, Namık, Kadir Ozan, Semih, Bilge, Duru, Egemen, Levent, Ayça, Önder, Bahar, Murat, Birgül, Umut, Muzaffer, ‘Büyücü’ Firuzan Teyze, ….……. makaleyi yazarken aklıma gelmeyip düzeltirken hatırlayıp ekleyeceklerim, isimlerini bilmeyip yüzleri ezberimde olanlar ve burada sayamayacağım diğer tüm kahramanlar.

Bu kahramanların kimisi pankartları sırtladı, kimi forma sattı, kimi muavinlik yapıp çay dağıttı. Ama her biri Olin Edirne’nin oluşturduğu o güzel deplasman renginin katmanlarından biri oldu. Arkadaş oldular. Paylaştılar. Birlikte sevinip, beraber eğlendiler. Çok çok çok büyük bir aile oldular.

********

İşte bu şampiyon taraftar, sezon sonrası bir aylık süreçte yaşananlara kahroldu.

Olin Edirne başantrönörü Gökhan Taştimur’un tek bir lafı ile sezonun başlamasına üç ay ve takımın kadrosunda bir evet evet sadece bir oyuncu varken koşup şu yazının yazıldığı an itibari ile beşyüzotuz kombine bilet satın aldılar!

Hem de geçen senenin kombine bedellerinin nerede ise iki katı fiyata!

Son Söz : Bu şehrin büyük adamları taraftarın onda biri kadar duyarlı olsa acep neler olurdu ?

Yazının dağılmayacağını bilsek Erman Kunter’in kasaba takımı Cholet’nin sponsor sistemini buraya kısaca aktarmak isterdik neler olabileceğini göstermek adına.

Onu da yeni kurulan “Edirne Basketbol Taraftarları Derneği” ile birlikte başka bir yazı konusu yaparız belki.

Şimdilik,

Herkes kalsın sağlıcakla.

]]>
/ayna-ayna-soyle-bana/feed/ 2
İRONİ /ironi/ /ironi/#comments Fri, 25 Mar 2011 20:20:21 +0000 Levent ?p=3751 Devamını Oku »]]> Sizde de olmaz mı hiç ? Dilinize takılmaz mı bir şarkı ?

“Allahım bitmesin, bitmesin bu rüya, ne olur uyandırma …”

Nakarat dilimde yürüdüm Salona kadar. Kapıda durdum. Afişi okumaya başladım.

Tarih                : 13 Ekim 2012 Cumartesi Saat 17.00

Yer                  : Edirne Mimar Sinan Spor Salonu

Karşılaşma       : Olin Edirne Basket – Ormanspor TB2L Birinci Hafta Müsabakası

            Bitmişti işte rüya …

Maç başlamış mı ne ? Varsın başlasın. Kuyruk yok bir şey yok nasılsa. Biletler de ucuz mu ucuz ! Girivereceğim hemencecik içeri.

Oh be kardeşim. Rahat rahat bir maç seyredebileceğim sonunda.

            Seyirci pek az. Çünkü takımım 8 Mayıs 2012 tarihinde evinde oynadığı sezonun son maçında, ligin yeni ekibi Optimum TED Kolejlilere üçyüz seyircisi önünde yenilerek, daha ikinci yılında Beko Basket ligine veda etti.

            Ha şöyle yahu. Kapıda ne özel güvenlikçi ne de bir polis. Doğruca salona girip bencin arkasına oturuyorum.

Yeni Koçun oyuncularımıza verdiği taktiği dinliyorum.  

            Tanıdık birileri var protokol tribününde. “Yahu ne işiniz var sizin orada” diye seslenmeye niyetleniyorum ki yanlarına çağırıyorlar beni. “Gel” diyorlar, “Bundan böyle protokol falan gelmez nasılsa maçlara”

Karşı tribüne dönüyorum bu kez. Bizim maraton tribünü de bomboş. Vay be diyorum, geçen sene bu salon “Şampiyon Olin” sesleri ile inliyordu.

            Yeni oyuncuları pek tanımıyorum. Ama hepsi gencecik çocuklar. İkinci ligde iş yapar bunlar diye geçiriyorum içimden.

Maç için evden kaçtım. Hanım “Bırak şimdi maçı, akşama misafir gelecek, marketten bir şeyler al” diye seslense de ardımdan …  

            Bakmayın siz, eşim de sıkı bir taraftar idi aslında. Tüm deplasmanlara gelirdi. Hatta bir Grubumuz bile vardı bizim. Birlikte deplasmanlara gider, otobüslerle taraftar taşırdık.

Taraftar olmayınca olmuyor işte. Birer ikişer eksildikçe salondan seyirci, işin büyüsü kaçtı. Boş salona oynadıkça takım, performansı düştü.

Tiyatro sanatçıları için de böyle değil midir ? Boş salona oynayan aktrisin performansı ile kapalı gişe kumpanya oyuncusunun performansı bir midir ?

Hafızam aldı beni eskilere götürdü. 2011 sezonunun son haftalarıydı. 29.hafta Olin Edirne Basket – Galatasaray C.C. maçı. Tarih de 30 Nisan 2011, iyi hatırlarım. Galatasaray’ ı evimizde de yenmeyi başarmıştık. Genel Menajerimiz maçtan sonra yine basına açıklama yapmıştı. Zira o maçta bile salonda boşluklar vardı. Menajer “Biz bu takımı Edirne halkı için kurduk ve bu noktaya getirdik. Edirne tarihinde ilk kez 1.Lig takımlarını izleme şansına erişti. Ama taraftar takımına sahip çıkmazsa şevk kırılır. Böyle devam ederse, ilk yılında playoff oynayan bu takım önümüzdeki sezon geldiği yere geri dönüverir” demişti. Demişti de hiç ihtimal vermemiştik.

            Yine 27.hafta Pınar Karşıyaka ve 25.hafta Antalya B.B. maçlarındaki tribün boşlukları geldi gözümün önüne. Bu maçlardan birkaç hafta önce facebookta yaptığımız tartışmaları anımsadım. Takımın zaferlerine karşılık seyircideki azalmanın nedenlerini anlamaya çalışıyor, çareler arıyorduk. Kendi çapımızda.

            Sonra ilk sezonunda Beko ligini kasıp kavurarak yılın takımı seçilen o muhteşem takımın yaratıcısı Gökhan Taştimur’ un, geçen sezonun 18.haftasında galip geldiğimiz Banvit maçından sonra söylediklerini hatırladım. Hoca seyirci sayısındaki azalmaya ilk kez bu maçtan sonra dikkat çekmişti. Ah Hocam, satılmayan 200 bilet nedir ki ? Kim bilebilirdi 2012 sezonunda bu takımın maçlarını üçyüz beşyüz kişiye oynayacağını ?

Oysa ne de güzel başlamıştı her şey. İlk sezon belki de ülkenin kombine satış rekoru kırılmıştı. Evet firmalar ve işadamları kulübe maddi destek, reklam vermemişti. Yerel Basın da hak ettiği ilgiyi göstermemişti belki. Ama seyircinin coşkusu umutları canlı tutuyordu. Ah keşke o kadar çabuk doymasaydı basketbola o seyirci.

O kadarı ile yetinmeyip daha da gerilere gittim. Uğursuz Bornova ve Antalya deplasmanlarını, Galatasaray ve diğer deplasman zaferlerini, Seibutis ile Samardziski’ nin dokuz sekizlerini, Davud’ un üçlülerini anımsadım.

İşte tam da o sırada birisi dürtükledi beni. Kafamı kaldırıp baktım ki bir salon görevlisi başımda söylenmekte: “Abi uyumaya mı geldin buraya, maç biteli yarım saat oldu, hadi kalk evine git”

            “Seibutis kaç sayı attı birader” diye soruverdim düş sersemi.

Adam bir deliye bakan gözlerle “Ne Seibutis’ i be abi. İçtin mi yoksa gündüz vakti ? Geçen yıldan kalmasın galiba. Kalk hadi paspas yapıyorum görmüyor musun” diyerek yanıtladı beni.

            Gözlerimi ovuşturarak skorborda döndüm. Evsahibi takımın yenilgisini gösteriyordu. 

            Mağlub olan evsahibi takım mı idi ? Yoksa bizler mi ?

            Kararımı verdim. Bundan böyle ben de basketbol maçlarına gitmeyeceğim. Güzel bir dizi başlamış televizyonda; “Son Pişmanlık Fayda Etmez”. Artık onu izlerim her Cumartesi saat 17.00’ de diye düşünürken… Bu kez omuzlarımdan sarstı şiddetlice. Ama tepem iyice atmıştı bu sefer. Dönüp “Tamam be kardeşim anladık, kalkıp gideceğiz işte, ne sabırsız adammışsın” diye sertçe tersledim.

Tersledim terslemesine de, anlamaya çalışan gözlerle bana yukarıdan bakan, salon görevlisi değildi bu defa !  

“Kabus mu gördün hayatım, ne oldu sana böyle, saat beşbuçuk oldu kalk hadi yetişemeyeceğiz”

Yataktan doğruldum. Loş odaya boş gözlerle baktım, sonra perdenin aralığından dışarıdaki karanlığa. Sabahın karanlığı idi.

“Kalk hadi kalk” diye yineledi. “Yolcudur Abbas”

Anlar gibi olmuştum sanki ! Ama emin olmak lazımdı.

Alelacele giyinip eşimin bekle demesine aldırmadan dışarı fırladım. Migros’ a varmam iki dakikayı bulmamıştı.

Otobüs her zamanki yerinde idi. Muavinimiz Semih “Bu sefer yastığını getirmemişsin Abi” diye takıldı gülerek.

“Ben öylesine bir bakmaya gelmiştim. Bursa’ ya gidiyoruz bu defa, Oyak Renault maçına, değil mi Semih” diye soruverdim anlamsız.

Bir garip bakma sırası Semih’ e geçmişti. “He ya abi, tabi ki Bursa’ ya gidiyoruz, sıcak poğaça da aldım” dedi gülerek.

Gerisin geriye eve döndüm. Yastığımı ve formamı kaptım.

 Rüya içinde rüya görülebilirmiş meğer …

(12.03.2011 – Oyak Renault Deplasmanı Dönüşü)

]]>
/ironi/feed/ 3
İlk yarı karnesi & İşin sırrı sevgi’ de /ilk-yari-karnesi-isin-sirri-sevgi-de/ /ilk-yari-karnesi-isin-sirri-sevgi-de/#comments Fri, 28 Jan 2011 08:22:05 +0000 admin ?p=2890 Devamını Oku »]]> Beko Basketbol liginin ilk yarısı Efes Pilsen maçı ile sona erdi. Ama takım ve staff  fiili olarak ancak Telekom maçından sonra devre tatiline girip 4-5 gün dinlenme imkanı bulabilecekler.

Beko sezonu başlarken devreyi yedinci sekizinci sıralarda bitireceğimizi tahmin edebilen var mıydı aramızda ?

Çoğumuz kümede kalmanın başarı olacağını düşünüyorduk.

Ama an itibari ile öyle bir ihtimal yok gibi. Aksine camia playoff hesapları yapıyor.

Neden böyle oldu ? Nasıl oldu ? Hem de bu dar bütçe ve dar rotasyon ile !

Bu işin bir hikmeti olmalı ?

Elbet bilinen faktörler var. Sisteme uygun doğru oyuncu seçimleri, seçilen oyuncuların kalitesi, doğru yönetim, Staffın basketbol felsefesi gibi.

Hepsine tamam. Fakat olayı bu noktalara Edirne halkının takıma ve teknik kadroya olan ilgi ve sevgisi getirdi.

İşin asıl sırrı sevgi de !

Evet basketbolcularımızın hepsi profesyonel. Ama onlar Edirne’ de sporun amatör ruhunu yakaladılar.

Derya Yannier, Özgün Ünver ve Serhan Kavut. Beko ligine çıkmamızda büyük pay sahibi olan basketbolcularımız. Edirne’ den istemeye istemeye ayrıldılar. Kalktılar Ankara’ dan Efes Pilsen maçımızı izlemeye geldiler ! Bir gönül bağları olmasa neden gelsinler ? Efes Pilsen’ in Ankara’ da oynadığı maç mı yok ? Böyle başka bir örnek var mıdır ?

Erdal Bibo. Kurt Basketbolcumuz. Olgun, ciddi bir kişilik ! Mersin B.Ş.B. maçında attığı üçlükten sonraki sevincini gördünüz mü ? Ya da deplasmandaki sevinç gösterilerini ?

Seibutis ile Samardziski neden her maçtan sonra 9/8 oynuyorlar ?

Yakın zamanda buz adamlar Ginevicius ile Doliboa’ ya dikkat ettiniz mi hiç, artık onların da yüzü gülüyor !

Ginevicius’ un kendilerine gösterilen ilgi ve coşku hakkında bir taraftara, tüm taraftarları kastederek sarfettiği söz şuydu: “Manyaksınız siz” !

Dolu tribünler önünde oynamak her basketbolcunun moral motivasyon kaynağıdır. Edirne seyircisi doluluk anlamında Karşıyaka seyircisi ile birlikte ülkenin bir numarası. Bilet fiyatlarının yüksekliğini de nazara alırsak belki de birincisi.

Sporcular dolu tribünler önünde bir başka oynuyorlar. Takımımızın Galatasaray maçı dışındaki maçlarda sergilediği deplasman fobisinin sebebi de bu belki. Galatasaray maçına giden Olin Edirne Basket seyircisinin yoğunluğu da o maçın kazanılmasındaki etkenlerden biri.

Peki ilgi sevgi tamam da, tribün desteği yeterli mi ?

Bunun için biraz daha yol almamız gerekiyor.

Seyircinin adrenalinin artması için bazen Seibutis’ in yahut Gökhan Hoca’ nın el kol işareti yapması gerekiyor.

İlginçtir. Galatasaray maçında ortalığı birbirine katan seyirci Mimar Sinan’ da daha sessiz.

Elbette maç boyu seyircinin gırtlağını yırtmasını kimse beklemiyor. Fakat Galatasaray maçındaki seyirci neden Mimar Sinan Arena’ da yok ?

Her şey zamanla daha da iyi olacak diyelim ve ilk yarı karnelerini dağıtmaya başlayalım.

Fikret Can Akın         : İlk yarı takımın dümenini iyi idare etti. Takımın beyni. Basketbolda bir laf vardır: “Oyun kurucun kadar konuşursun”

Vidas Ginevicius        : Eşinin sağlık problemi nedeni ile zor günler geçirdi. Ama devre sonuna doğru toparladı, takıma katkı verdi. Kendisine ve eşine tekrar geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz

Rahim Rızvanoğlu     : Okula yeni katıldı sayılır. Henüz alışma devresinde.

Renaldas Seibutis       : Takımın penetrecisi. Sevimli çocuk. Lakabı Genç Kurt. Kimseye sormadan takımın liderlik ipini eline aldı. Taraftarın gazı  performansını yükseltiyor. Antalya maçından sonra onun için sağını kapatırsanız biter diye yazmışlardı. O maçtan sonra izlediğimiz maçlardaki sol dripling ile yaptığı penetreler yazanlara kapak olmuştur herhalde.

Erdal Bibo                  : Edirne’ nin gelecekteki başbakan adayı. Aktif sporcu olmasa ilk adım olarak Edirne’ den bağımsız milletvekili adayı göstereceğiz. Öte yandan Büyük Menajer Serdar Yiğitsoy bir gün olur da ben çok yoruldum, artık balık tutacağım derse banko Genel Menajer adayım. Sahadaki Erdal Bibo’ yu ise kimseye anlatmaya gerek yok. Yorgunluktan yıkılana kadar…

Reha Öz                     : Altın kalpli sevecen bir aile babası. İyi adam. Bizdeki izlenimi böyle. Yaşına göre gösterdiği savunma performansı ve kritik üçlükleri ise takımın ilacı.

Ömer Ünver               : Tam ritmini bulamadı. Ama üçlük uzmanımız devreye girdiği maçlarda katkı vermeyi bildi. Gökhan Hocamız maçına göre ona sorumluluk veriyor.

Tufan Öz                    : Hava durumu alarm veriyor dedik, Tufan geliyor dedik ama gecikti. Hadi Tufan atlat artık şu sakatlıkları da kasıp kavur şu ortalığı..

Caner Ercan                : Türk oyuncular arasında favori adamım. Sıkıntılı bir kişilik ama bu kişiliğini sahaya yansıtmıyor. Safi et, hiç sinir yok sanki ! Galatasaray maçında, Efes maçında oyuna girer girmez sallayıveriyor elüstü üçlüğü. Lakabı yüzde yüz Caner. Daha iki-üç sezon önce bölgesel ligde oynayan bir oyuncu için özgüvenin böylesi. Yalnız Mersin B.B. maçı sonunda smaç ile bitirmediği için kendisine çok kızgınım. Paaaat diyorum.

Seth Doliboa              : Devrenin ortalarında Edirne’  de mutlu değilmiş izlenimini edinmiştik. Ama şimdi onunda yüzü gülüyor. O bir uçan adam. Eli sıcak olduğu gün üçlük makinesi.

Ahmet Kaplan                        : Gökhan Hoca onun için soyadı gibi “Kaplan” diyor. Gökhan Hoca’ mızın üzerine söz söylemek bize düşmez.

Davud Kamer             : İkinci devre artık patlama yapmasını ve Peja’ yı daha fazla dinlendirmesini umduğumuz oyuncumuz. Hadi Damat çık artık şu sahneye.

Pregrad Samardziski :  Yabancılar arasındaki kahramanım. Rakiplerin iki üç kişilik pivot rotasyonu ile kırk dakika çarpışan Süpermen. Ben ona “SUPERSAM” diyorum. O sevgi dolu genç bir dev adam. Genç kızlar dikkat ! Kalbi boş.

Ege Taşpınar               : Gökhan Hocanın sağ kolu. Takım ile Staff arasındaki köprü. Takım kimyasının oluşmasındaki baş aktörlerden biri. Onun gibi bir takım kaptanının olması Olin Edirne Basket için büyük şans.

Gökhan Hoca, Ali Hoca ve Erdem Hocalara gelince…. Yedi gün yirmidört saat basketbol ile yatıp basketbol ile kalkıyorlar. Salonun parkelerine kadar her şeyi iş edinmişler. Günlük başarılarla yetinmek yerine Edirne’ ye basketbol kültürünü nasıl yerleştiririz, nasıl basketbol şehri yaparız, altyapıyı nasıl kurarız, yeni salonu nasıl yaptırırız derdine düşmüşler.

Onlara karne dağıtmak haddimize değil. Ama bazı dilek ve temennilerimizi dile getirmemizde sakınca yoktur herhalde.

Gökhan Hocam mağlubiyetlerden sonra üzülmek yok artık, taraftarlar olarak yasaklıyoruz. Birde şu diyetin neticelerini görmek istiyoruz artık yavaş yavaş.

Ali Hocam, Ginevicius ile Doliboa’ yı bile güldürmeyi başardık ta bir sizin gülen yüzünüzü göremedik. Keyif purosuna tamam da biraz tebessüm istiyoruz sizden de.

Erdem Hocam, biliyoruz basketbol okulu, A takımı, Veteranlar derken kendinize zamanınız kalmıyor. Ama sizden de bir Haka dansı kursu açmanızı talep ediyoruz mümkünse.

İkinci yarının da ilk yarı gibi başarılı geçmesi dileği ile Telekom maçı öncesi şimdiden iyi tatiller …

]]>
/ilk-yari-karnesi-isin-sirri-sevgi-de/feed/ 2