MİMAR SİNAN SPOR SALONU NEDEN DOLMUYOR ? (2)

Geçtiğimiz sayıda “Mimar Sinan Spor Salonu Neden Dolmuyor” başlıklı yazımın birinci bölümünde  sayın Gökhan Taştimur’un  değişik tarihlerdeki çeşitli açıklamalarını köşeme taşımıştım. Bundaki amacım hafızamızı yoklayıp, bunları hatırlamaktı. Çünkü bugün yaşanan taraftar, seyirci-kulüp arasındaki güven bunalımının altında en başta bu düşünülmeden yapılan açıklamalar yatıyor.  Yazımın birinci bölümünü “Yere düşüp kırılan bardak nasıl bir daha zor onarılıyorsa, kırılan kalpler, küsen yürekler de çok zor onarılıyor. Bütün bu kırılan şeylerin nedenini bulamazsak havanda su döveriz sadece.” diyerek bitirmiştim.

Yazımın ikinci bölümüne yine sayın Taştimur’un bir açıklaması, belki de bugün yaşanan duruma neden olan en önemli açıklamayla devam edeceğim. 11 Nisan 2012 tarihinde Edirne Mimar Sinan Salonu’nda Erdemir ile oynanan ve kaybedilen maçtan sonra yapılan absürt açıklama bardağı taşıran belki de son damla olmuştu.

Şöyle diyordu sayın Taştimur maç sonunda yapılan basın toplantısında; “Başından beri mücadele ettiğim bir konu var. Maalesef kendi şehrimizde dahil. Tabiî ki  ilgi alanıma girmiyor, isteyen istediğini söyleyebilir. Ama çok ayıplıyorum. Bir defa bu görgü bu kültür basketbol sporunda yoktur. Yok oyuncunun bilmem nesine küfür, formayı çıkar, çıkarma… Orada oyuncunun çoluğu çocuğu oturuyor. Bu çok nahoş bir durum diye düşünüyorum. Ben 22  yıldır bu basketbol sahalarında işimi yapıyorum ve basketbolla ilgili herkese çok saygı göstermek  için elimden geleni yapan bir kişiliğim var. Ama burada gelip hakikaten basketbol oyununun davranışının dışına çıkacaksa , kendi takımının sporcusunu yuhalayıp,  hakaret edecekse ondan zaten seyirci olmaz. Eğer bu işten kurtulursak, ki kurtulacağız, 3 maçımız var daha. Bizi niye düşürüyorlar bilmiyorum. İstekler var  herhalde. Bazı insanların istekleri olabilir. İçgüdüsel bir davranışla bilinç altı olabilir. Bu beni hiç ilgilendirmez. Beni ilgilendiren tek bir şey var; Bu kulübün bugüne gelmesinde benim çok emeğim var. Benim herkesten daha çok cesaretim var ki geri geldim. Ortalama 92 sayı yiyen bir takımdan bahsediyorum şu anda. Ortalama 85 sayı yiyen bir takımdan bahsediyorum şu anda. Benim takımım geçen sene en iyi müdafaa yapan takımlar içinde ikinci oldu. Bu takımın A’dan Z’ye sorumluluğunu aldım çünkü  suçlu tamamıyla benim. Çünkü yazın  beraber başladığım bir kadro. Ama geri geldiysem buna herkesin saygı göstermek zorunda olması benim için ivedi en önemli istektir. Çok komik olan bir şey var, bu takım düşerse gelecek sene hangi deplasmana gideceğiz,  seyirci olarak hangi spor aktivitelerini ve heyecanı yaşayacağız. Ailelerimiz, çocuklar yabancı oyuncuları Kipa’da yakalıyor, yabancı lisanda konuşuyor, İngilizce konuşuyor. Ona basketbol ile ilgili sorular soruyor, kuralları öğreniyor. Bunların hangisi olacak? Bana söyleyin !  Ama yok bunlar olmasın biz memnunuz deniyorsa yapacak bir şey yok. İyi olursa benden, kötü olursa senden. Olur mu öyle şey ya! Ne oldu şimdi? Kaybettik!  Ben çok rica ediyorum, bu genç kardeşlerine, genç arkadaşlarıma, orta yaşlı, yaşlı yani kim varsa .. Düşünebiliyor musunuz yani eşi orada, çoluğu çocuğu orada, ailesi orada, ruhsuz…, bilmen ne bilmem ne, bişeyler, bişeyler…. Ne kadar yakışıksız ! Ne kadar yakışıksız ! Maçı kaybetmekten, küme düşmekten, hepsinden vazgeçtim. Ne kadar  ayıp. Bedava maça girmeye  çalış, arkasından gel burada şey yap. Olur mu böyle ? Sponsorlarımız da parasıyla rezil olsun bu şehirde. Olur mu böyle, olur mu ?  Bakın ben her maçta iki gömlek değiştiriyorum. Hangi ruhsuzluktan bahsediyorsun ?  Tansiyonum 18’e çıktı.  Ne kadar yakışıksız. Ben şöyle söyleyeyim; Bizim altımızdaki takımla 5’e 7. Bizi düşürdüler. Öyle bir atmosfere soktular,  oyuncular ister istemez etkileniyor. Ama son düdüğe kadar benim ilk dediğim geçerlidir.

Bakın söylüyorum, bu çok önemlidir; Cumartesi günü maçımız var , bizi destekleyecek herkesi buraya bekliyorum, desteklemeyecek  hiç kimseyi de burada istemiyorum.  Eğer diyorlarsa gidin Tekirdağ’da oynayın, gidelim Tekirdağ’da oynayalım.  Kazanma şansımız daha çok olur. Reha bir üçlük sokuyor;  – “Reha Öz Bu İşi Çöz”. Kaçırıyor; Bir anda ruhsuz…bilmem ne.  Lütfen ! Önce basketbol salonundaki duruşumuzu, vizyonumuzu, davranış biçimimizi çok düzgün bir biçimde oturtmalıyız.  Eğer bunu beceremiyorsak düşelim!  Onu güzelleştirip tekrar çıkalım gerekirse”.

Şimdi ben burada virgül koyuyorum ve haftaya yazacağım üçüncü bölümde kendi yorumlarımı yapıp noktayı koyacağım.

Hiç kimse aptal ve balık hafızalı değil. Söylenenler ortada, söylenenlerin ne anlama geldiğini herkes anlıyor ve yorumluyor.

(Bu yazı Spor Extra Gazetesi’nin 5. sayısında yayınlanmıştır)

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus

Comments are closed.