Olin Edirne nereye gidiyor? Bu soruyu soran ben değilim. Son günlerde sağda solda, sanal ortamda, face te, twitter da, maçların devre aralarında bu soru soru soruluyor, insanlar birbirleriyle fikir mütalaasında bulunuyor, görüşler üretiliyor.
Tartışma iyidir. Tartışma olan yerde hayat vardır. Tartışma sahip çıkmanın, sahiplenmenin de bir göstergesidir. İnsanlar, kurumlar, kuruluşlar her tartışmadan bir şeyler öğrenir, dersler çıkarır, faydalanır, yararlanır. Bunları yapamayanlar zaten bir arpa boyu ilerlemezler ve yaşayan cenazelerdir aslında. Tarih, yapılan tartışmalardan, eleştirilerden ders almayan, kulak tıkayan, burnu havada gezen binlerce ve binlerce kişi, kurum ve kuruluşun hazin sonlarını yazar.
Bu yüzden yapılan tartışmaların bir şeyler kazandırması lazım. Tartışılacak konuları iyi bulup, onlar etrafında yürütmek lazım. Böyle yapalım ki sahip çıktığımız, sahiplendiğimiz her neyse bundan bir fayda sağlasın.
Olin Edirne nereye gidiyor?. Bir yere gittiği yok. Bir yere gitmek için hedefin olması lazım. Bu, Olin Edirne’nin hiçbir hedefi yok anlamına da gelmesin. Gittiği bir yer yok derken hedefin gitmek değil kalmak olduğunu söylemek istiyorum. Olin Edirne’nin play-off hedefi yok. Üstlerde olma hedefi yok. Olsa buralara gitmek isterdi. Kadrosunu ona göre kurardı, bütçesini ona göre oluştururdu. Ama ligde kalma hedefi var. En azından ben öyle biliyorum. Düşmeme hedefi var, en azından ben öyle biliyorum.
Şimdi, satılmaktan son anda vazgeçilen ve yola devam denilen, ama bu arada trenin son vagonuna son anda tutunabilen, bütçesi kuşa dönmüş, bu bütçeyle ve ortada fazla bir oyuncu tercihi kalmamışken, yeni hocasını böyle bir ortamda bulmuş ve lige başlamaya az bir süre kala, Türkiye Kupası maçlarının hemen ardından bir çok “Taraftarın” Bu takımdan bir şey olmaz deyip, burun kıvırdıklarını, maçlara artık diğer takımları seyretmeye geleceğiz dediklerini belki çok kişi unuttu ama biz unutmadık. Ama bu takımdan umudunu kesenler, ilk yarı alınan 6 galibiyet ile bir anda fikir değiştirip, kendi kendilerine gelin güvey olup play-off beklemeye başladıklarını da belki çok kişi unuttu ama biz unutmadık.
İlk yarı yendiklerimizi içerde de yener 12 yaparız, buna birkaç tane de ekstra ilave ederiz diyenler, hayal dünyasının zirvesine tırmanmak isteyenler şimdi ikinci yarıda işler umdukları gibi gitmemeye başlayınca hayıflanmaya, affedersiniz ama kelimeyi başka türlü ifade edemeyeceğim oyunculara, hocaya b.k atmaya başladılar. Neymiş ruhsuz oynuyorlarmış. Neymiş hoca bu işi bilmiyormuş (kendileri nereden, nasıl biliyorlar bu işin ayrı bir yönü) Neymiş hoca oyuncusuna sözünü geçiremiyormuş. Neymiş hoca dediğin oyuncunun gözüne şöyle bir bakınca onun nefesini kesmeliymiş… Falan da filan…
Beyler ne içiyorsanız bize de söyleyin, biz de içelim. O hayal dünyalarında biz de gezelim. Yaa, sizin basketbolla ilişkiniz hangi tepe noktalarında da Türkiye basketbolunda bugüne kadar yaptıklarıyla haklı bir isim yapmış olan Cem Akdağ’a, onun basketbol bilgisine, oyuncu ile olan ilişkisine sözünüz olabilir. Şimdi moda ya, internet var. Yazın Google’a Cem Akdağ diye bakalım karşınıza kaç sayfa bilgi çıkacak. Bakın bakalım Galatasaray basketbol tarihinin en berbat döneminde -5 puanla başlayan takımı sezon sonunda nerelere getirmiş. Geçtiğimiz sezona dönüp bir bakın bakalım Royal Halı’yı nereden alıp nereye nasıl taşımış!
O beğenmediğiniz oyunculara gelince. Ne yapacaklar, o çok engin basketbol bilginizle söylesenize ne yapacaklar ? Siz hiç günümüz basketbolunda bir oyuncunun en fazla ne kadar süre alması gerektiğini biliyor musunuz? Nasıl yararlı olabileceğini hiç araştırdınız mı? Ben araştırdım günümüz basketbolunda bir oyuncunun en fazla 20-25 dakika süre alması öngörülüyor. O beğenmediğiniz oyuncuların her maç kaç dakika oynadığına hiç baktınız mı? Ben baktım. Oyunu domine edenler gerçek rakiplerimizle oynadıkları maçlarda 30-38 dakika süre almışlar. Ligde bizim üstümüzde bulunan takımlarda oyuncuların süre dağılımını hiç incelediniz mi? Ben inceledim. İlk beşi Olin Edirne’deki kadar uzun süre alan başka hiçbir takım yok.
Konya Selçuk dahil, rotasyonda bu kadar sıkıntı çeken başka bir takım var mı ligde? Yok !
Bütçesi bu kadar düşük başka bir takım var mı ligde? Yok !
O zaman ne bekleniyor baylar bayanlar ? Şapkadan tavşan çıkarılması mı? Maalesef bu isteğiniz ancak sirklerde oluyor, spor salonlarında ne yazık ki şapkadan tavşan çıkmıyor. Günümüzde sporda başarı ancak yüksek bütçelerle ve alt yapı olanaklarıyla ve profesyonel organizasyonlarla sağlanıyor. Çok üst düzey oyuncuları az paralarla alma imkanınız günümüzde ne yazık ki yok. (Bu arada Olin Edirne’nin oyuncularının aldıkları paranın çok üstünde bir efor sarf ettiklerini de söylemeden geçmek büyük haksızlık olur).
BBL’deki ilk yılda alınan başarının altında sadece bir sihirbazın değneğinin yattığı düşünülüyorsa büyük bir yanılgı olur. O yıl ki bütçe bu yıl ki bütçenin nerdeyse tam 3 katıydı.
Bu işler sadece sihirbaz değneği ile olsaydı 2. ve 3. yılda alınan 8 galibiyetle ıkına sıkına ligde kalmazdık. Kaldı ki o sezonlardaki olanaklarla bu sezon ki olanakları karşılaştırmak bile abesle iştigal etmek olur.
Bu sezon ki gibi hiç 3 yabancıyla oynadı mı bu takım? Bakalım 2011-12 sezonunda kaç yabancı gelmiş gitmiş; 5 yabancı 1 devşirme, o gitmiş bu gelmiş kadroya tam 18 kişi dahil olmuş. 2012-13 sezonunda 7 yabancı gitmiş gelmiş, 4 yabancı 1 devşirme ile oynanmış. Kadroya 20 kişi dahil olmuş. Bu sezon 3 yabancı. Kadroya sadece toplam 14 oyuncu dahil olmuş. Şu anda kadro tam 12 kişi.
2011-12 ve 2012-13 sezonlarında 20. haftaya gelindiğinde takımın sadece 5 galibiyeti var. Yani bugünkünden pek farkı yok. Hatta bugünün takımı 6 galibiyet almış.
Yani, son Royal Halı Gaziantep maçında Cem hocanın benchte oturmasını, oyuna kenardan çok fazla aktif müdahale etmemesini yadırgayıp, bundan değişik şeyler çıkarmaya çalışanlar. Hoca neden oturuyorsun, takımı düşürmek mi istiyor suna kadar getirenler, insanların balık hafızalı olduğunu zannetmesinler. Belki insanlar çabuk unutuyor olabilir, ama istatistikler, yazılanlar, kayıt altına alınanlar unutturulamaz, onlar yalan söylemez, onlar insanın gözünün içine içine gerçekleri gösterirler. Bak kardeşim benchte oturmayan, hop zıplayan, hop ayılan, bayılan dönemde 20 haftada 5 galibiyet almışsın. Ligi zar zor 14.sırada bitirmişsin, demez mi? Der, hem de hiç lafını falan esirgemeden der. Ve ardından ekler, bu işler hoplayarak, zıplayarak olsaydı en iyi basketbol antrenörleri ritmik cimnastikçiler, akrobatlar arasından çıkardı diye. Olay gözünü oyuncunun gözünün içine dikip bakarak çözülseydi eğer antrenörlerin hası illüzyonistler arasından çıkardı. Kaldı ki gözünü gözünün içine dikip bakmak yeterli olsaydı…
Bu arada bir antrenörün benchte oturmaya hakkı yok mudur? Belki bir mesaj vermek istiyordur, belki hastadır, belki sorunları vardır? Cem hoca bu kadar yapmış. Oooo biz neleri biliyoruz; hastayım deyip maça gelemeyeneler mi istersin, molalarda sırtını dönüp oturanlar mı, ve daha bir sürü trik yapanlar mı? Ama bunlar oluyor. Herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi var.
Olin Edirne nereye gidiyor? Soru bu mu gerçekten? Ya da doğrusu “Olin Edirne neden bu durumda” mı olmalı? Olin Edirne’nin bir yere gittiği yok, kalmak için mücadele ediyor. Oyuncusuyla mücadele ediyor, teknik heyetiyle mücadele ediyor, Cem Akdağ ile mücadele ediyor, bir avuç cefakar gerçek taraftarıyla mücadele ediyor. Bunu göremeyip, öküz altında buzağı arayanlara bir sorum olacak; Bu dar kadroyla, gelinen bu noktada takımın başında Cem Akdağ değil de başka bir zatı muhterem olsaydı, ne yapardı acaba? Bu soruyu sadece Akdağ’a b.k atmaya çalışanlara sormuyorum, herkese soruyorum, Mimar Sinan’a gelip maç izleyen herkese soruyorum. Ne yapardı? Sadece sayın Akdağ’ın haklı olarak yaptığı gibi dar rotasyondan mı bahsederdi, yoksa negatif enerji var, oyuncular lise öğrencisi gibi, beni anlamıyorlar, falan filan gerekçeler öne sürüp, oyuncu alın kardeşim, böyle olmuyor, yoksa giderim falan mı derdi. Edirne’ye bir film gelmişti basketbol içerikli. O filmi bir çoğumuz izledi ve o filmde buna benzer soruların cevaplarını gördü? Ben buna benzer bir film seyrettiğimi hatırlıyorum. Bilmem belki de gördüğüm film değil bir rüyaydı, belki de bir kabus. Karıştırıyor olabilirim. Malum yaşlanıyorum her geçen gün biraz daha…
Bu iş o kadar basit değil baylar bayanlar. Biraz akıl, biraz izan. Hangi hoca, böylesi koşullarda kariyerini tehlikeye atmak ister? Hangi oyuncu fişi çekip gelecek sezon takım bulmakta zorlanmak ister? Geçin bunları. Hangimizin sırtında yumurta küfesi var? Olsa böyle konuşmayız zaten. Yumurta küfesi sahada son terine, son yeteneğine kadar mücadele verenlerin sırtında. Yumurta kefesi teknik heyetin sırtında. Kefe yere düşüp yumurtalar kırılırsa en çok etkilenecek olan onlar. Ailedeki büyüklerimden öğrendiğim ve çok sevdiğim bir söz var. Derlerdi ki; “Bekara Karı Boşamak Kolaydır”. İşte bizimkisi de bu misal !
Mesela, şimdi bazılarının burun kıvırdığı Cem Akdağ’a geçen 3 sezonun olanakları verilse neler yapabilirdi diye bir kurgu yapabilir misiniz? Mesela o 3 sezonun olanaklarıyla bugün oynan hızlı basketbolun yanına bir de sağlam bir savunma ilave edilebilseydi, ortaya ne çıkardı, bir kurgu yapmaya çalışsanıza !!!
Eleştirmek. Hayatın kendisi, yaşamın olmazsa olmazı. Eleştiri yoksa hayatın tadı yok, hayat yok. Ama yaşamda her şeyin bir de karşıtı var. Eleştiri varsa özeleştiri de var. O zaman iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batıracağız.
Eleştirilecek o kadar çok şey var elbette. Ama bunları bir sıraya koyarsak bugün en başa alıp eleştirmeye çalıştığımız hoca ve oyuncular aslında sıranın en sonundalar. O zaman eleştiri yapılacaksa bu sırayı tersine çevirmek lazım.
Ama şimdi yapılacak şey en azından ligde kalmayı garantileyene kadar, en fazla 10 hafta bu takıma her türlü desteği vermektir. Tabii amacımız üzüm yemek değil de bağcı döğmekse, yapılacak bi şey yok. Siz eleştireceksiniz biz de karşı duracağız
Sormamız gereken doğru soru “Olin nereye gidiyor?” değil, ligde kalsak ta, düşsek te sormamız gereken soru “Olin neden bu hale geldi?” olmalı.
Kalın sağlıcakla.









08 Mart 2014 at 23:47
Teşekkürler Levent Arkadaş. Doğru söze ne denir? Alkışlanır.