Merhaba Sevgili Edirneliler ve basketbolseverler.
Devre arasından faydalanarak bu yazımızda spora biraz da akademik yaklaşalım istedim. Spor daha önceki yazılarımdan birinde de belirttiğim gibi formal ve informal olarak ikiye ayrılıyor. Formal spor bugünkü tanımıyla bizlerin performans sporu dediğimiz çok büyük bir bölümü olimpik branşlar olan spor.
İnformal spor ise daha çok bizlerin beden eğitimi diye adlandırdığı, insanların daha sağlıklı kalmak adına yaptıkları yürüyüşler, yüzmeler, koşmalar ve oyunlar
yani Şükrü Paşa atletizm pistinde kilo vermek veya sağlıklı kalmak amacıyla yapılan yürüyüşler koşular, denizde yapılan yüzme veya havuzda büyükler saatinde haftada 2-3 defa lay lay lom yaparak yüzme. Arkadaşınla kort kiralayıp haftada 2-3 kez oynama veya arkadaşlarla halı sahada maç yapmak gibi egzersizlere informal spor diyoruz.
Formal sporu informal spordan ayıran özellikler ise şöyle
1-Yazılı kurallarının olması
2-Muhakkak bir kazanan ve kaybedenin olması
3-Derecelendirmenin olması( 1. 2. 3.gibi. Türkiye şampiyonu, olimpiyat şampiyonu , Avrupa rekoru, dünya rekoru gibi)
Spor farklı bilim dallarını bir arada barındıran ve dünya üzerindeki en büyük sektörlerden biri.
Bugün sporun içindeki pozitif bilimler kısaca şöyle sayılabilir;
Sağlık bilimleri ( fizyoloji, anatomi, psikoloji)
Fen bilimleri ( fizik, kimya, biyoloji)
Sosyal bilimler ( sosyoloji, reklamcılık, basın-yayın halkla ilişkiler, finans, pazarlama vs.vs.)
Görüldüğü üzere spor son derece ciddi ve dünya üzerinde trilyonlarca doların döndüğü bir sektör. Bugün bir sürü insan ve bir sürü firma spora çok ciddi yatırımlar yapıyorlar ve bunlardan da milyonlar hatta milyarlarca dolar para kazanıyorlar.
Öyleyse bu kadar büyük paraların döndüğü bu sektörde amaç ne; Hep kazanmak, başarılı olmak.
Bu yüzden sporda dün yoktur bugün vardır. Bu yüzden iyi yönetici, iyi sporcu, iyi antrenör yoktur. Tek kural vardır; Başarılı veya başarısızlık !
İşte yukarıda saydığım bütün bu bilimler birleşip spor bilimini oluşturup en başarılı sporcuyu veya en başarılı takımı yaratmaya çalışırlar.
Örneğin fizyologlar ve antrenman bilimciler birleşip nasıl daha dayanıklı daha hızlı, daha kuvvetli yaparız derken psikologlar baskı altında ki sporcuları stresten uzaklaştırmanın yollarını arar. Kimya bilimi ilaçlar yoluyla legal olarak performans arttırmaya çalışırken, bazı kimyacılar da illegal ilaçlarla ( doping) performans arttırmanın yolunu ararlar. Yine bazı kimyacılar dopingin yakalanmasını önlemek için silici diye adlandırılan doping maddesinin vücutta yakalanmasını ortadan kaldıracak ilaçlar yaparlar. Tekstil sektörü bile işin içindedir, bir süre önce köpek balığının derisindeki kıvrımlara benzeyen desende mayolar yapılıp rekorlar kırıldı.
Bugün, bilgilerim beni yanıltmıyorsa, gülleyi en ileri atabilmek için 49 derecelik bir açıyla atmanız lazım. Bunu kim diyor? Bio mekanikçiler diyor. Yine aynı bio mekanikçiler hiçbir insanın 9 metrelik bir uzun atlama yapamayacağını söylüyorlar. Niye bunu söylüyorlar? Çünkü 9 metrelik bir atlayış yapmak için gerekli kuvveti yakalamak amacıyla yere yapılan itmenin kalça eklemini parçalayacağını iddia ediyorlar.
Gördüğünüz gibi spor çok ciddi bir bilim dalı.
Bu yüzden de sadece ciddi yaklaşanlar başarılı olabilirler. Ben yaptım oldu ile asla başarılı olunmaz.
Ancak güzel ülkemin güzel insanlarının çok güzel bir huyu var, onlar hiçbir eğitim almadıkları iki alanda uzmandırlar;
1-Siyaset
2- Spor
Hele hele konu spor olunca herkes uzmandır, herkes takım yapar, takım bozar, onu alır, bunu gönderir.
Ama gel kondisyonel özellikler nedir de, bakar.
Sezon öncesi antrenman planlaması nedir de, bakar.
Performans ölçütleri nedir de, bakar.
Otojenik antrenman nedir de, bakar.
Laktik asit nedir de, bakar.
Ama bu insanlar spor adına ahkam kesmekten de geri kalmadıkları gibi, yönetici olurlar, menajer olurlar, olurlar da olurlar. Sonra da ülkemin sporu böyle yerlerde sürünür durur.
İşte bu yüzden ben bildiklerimi söylemeye devam ediyorum, çünkü bu benim mesleğim. Çünkü bu iş benim hayatım. Konu spor olduğunda kimse bana inandığımdan bildiğimden ve gerçeklerden başka şeyler yazdıramaz.
Bir de berbat huyumuz var; gerçekleri söyleyenleri sevmemek hatta onlara saldırmak gibi. Bunun için atasözlerimiz bile var “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gibi,
“Meyve veren ağaç taşlanır” gibi. Ama ne yapalım ülkemin kültürü her yere yansıyor,
konu spor olunca hiçbir bilgisi olmayanlar fikir sahibi olabiliyorlar.
Deve kuşu gibi kafasını kuma gömüp poposu dışarıda rüya görmek isteyenlere iki çift sözüm var;
Birincisi; sizin gibi deve kuşu olmaktansa karga gibi olmaktan ve gak gak diye gerçekleri ve doğruları gerekirse herkese karşı yazmaktan ve konuşmaktan hem onur hem de gurur duyarım.
İkincisi; spor rüya tabirleriyle değil bilimle yapılır !
Sağlıcakla kalın.









