SPORCULUK ÜZERİNE YORUMLAR

Merhaba sevgili Edirneliler ve basketbolseverler

Bugün sporun merkezindekilerden yani sporculardan bahsedeceğim. Onlar oyuncu hakem seyirci üçlüsünün en önemli ayağı. Onlar şovun en parlak yıldızları. Seyircilerin, basının, yöneticilerin yani herkesin göz bebeği.

Peki kolay mı acaba sporcu olmak ve en üst liglerde milli takımlarda oynayabilmek?  Ya da bu yoldan geçerken neler yaşanıyor? Kimler çıkıyor?  Kimler düşüyor?  Bir bakalım.

Bizim çocukluğumuzda 60’lı yılların sonu 70’li yılların başında mahalle arasında futbol oynamak ya da betonda açık alanda basketbol oynamak haylazlık etmek demekti.

O zamanlar sporculuk bir meslek değildi. Anne, babalar ‘top peşinde koşacağına otur ders çalış’ derlerdi.

Hoş aradan 40 yıl geçmiş hala çok fazla değişen bir şey olmamakla birlikte, artık sporculuk bir meslek olarak kabul görme yolunda önemli adımlar attı. Bugün tüm spor sayfalarında transfer olacak sporcuların alacağı paralar, yaşayacakları villalar ve pırıltılı yaşamları var. Gelin bu pırıltılı yaşamın arkasında nasıl mücadeleler var asıl eziyetler var ? Ona bir bakalım.

Bugün spora başlama yaşı ortalama 6-7.  Bu yaşta, önce spor okullarına gidiyorsunuz eğer deneyimli, çocuk psikolojisinden anlayan bir antrenörünüz varsa yarışta 1-0 öne geçiyorsunuz . Çünkü maalesef ülkemizde hala en deneyimsiz antrenörler bu yaş gurubuna verilmektedir. Ve bir çok sporcu adayı genç ve deneyimsiz antrenörler yüzünden başlamadan bırakmaktadır.

Sonra bu gurubun içinde en iyilerin arasına girip yaş guruplarında mücadele etmeye başlıyorsunuz. Eğer tamamen kazanmaya odaklı bir antrenörle çalışmıyorsanız şanslısınız,  çünkü o zaman maç kazanmak yerine oyuncu kazanmak formatlı antrenörden çok şey öğrenip ilerliyorsunuz. Bu arada velilerin egoları devreye girmeye başlıyor ‘hadi yavrum hadi daha iyi ol, hepsini yen, vur, kır, parçala, kazan’. Sonra minik takım geliyor, küçük takım geliyor derken yıldız takımla birlikte kondisyonel yeteneklerin gelişmesi amacıyla atletizm ve ağırlık antrenmanları başlıyor. Eğer şanslıysanız doğru yüklenme teknikleri ve antrenman programlarıyla ilerliyorsunuz , şanssızsanız ( bunları bilmeyen) antrenörünüz varsa sakatlıklar başlıyor ve buralarda kopmalar başlıyor ve bir çok sporcu adayı bırakıyor .

Sonra antrenör ve kulüp baskısı başlıyor gerçekçi beklentileri olmayan ve felsefesi olmayan her kulüpte olduğu gibi.  Bu baskılar sonucunda, antrenör baskısı sonucunda bir çok oyuncu daha gelişim aşamasındayken, yıldız adayıyken spordan kopuyor.

Bu baskılara dayanan veya koçla iyi ilişkiler içinde olanlar devam ediyor.

Sonra genç takım seviyesi geliyor. Bir karar vermek zorundasınız. Ya eğitim ya da spor.  Eğer sporu seçtiyseniz artık geri dönüş yok ve çok zor bir yol sizi bekliyor.

Bu aşamada küçük kentlerden büyük kente geldiyseniz veya ilinizde sizin önünüzü açacak bir kulüp yoksa yine işiniz bitti demektir. İyi bir kulüptesiniz ve sizin gibi oyuncu adayı bir sürü rakibiniz var şimdi birde onlarla rekabet etmeniz lazım. İşte bu dönem işkencenin, eziyetin ve baskının kendini fazlasıyla hissettirdiği zamandır. Antrenör kazanmak ister, kulüp kazanmak ister, oyuncu kazanmak ister. Bu nedenle en şiddetli atletizm ve halter antrenmanları yapılmaya başlanır.  Nabızlar zaman zaman 220’ lere kadar çıkar, oysaki bilim derki 200 – yaş.  Yani 200’den yaşını çıkar, nabzının çıkabileceği en son seviyedir çıkan rakam.

Kim takar bilimi! O seviyelerdeki her kalp atışı ‘öleceksin’ diye atar halbuki. Tonlarca ağırlığın altına girersiniz halterci gibi.  Sonrada sahaya çıkıp bu kondisyonel yeteneklerinizi yaptığınız sporun temel teknikleriyle birleştirmelisiniz. Bunu antrenörünüze de beğendirmelisiniz. Bu arada alt yapılar milli takımına seçilmek içinde ayrıca yarışmalısınız. Milli sporcu olma şansınız 10.000 de 1’dir. Bütün bunları geçip te A takım seviyesine çıktınız,  şimdi oyun daha da sertleşirken kulüp ve antrenör baskısıyla birlikte kişisel hedeflerin baskısı da devreye girince işler daha da zorlaşır.

Her sabah idman, her akşam idman.

Hafta sonu seyahat ve maç  kazanırsan işler iyidir.  Ama kaybedersen ceza idmanı ile başlarsın ve o hafta geçmez, taa ki kazanana kadar.

Bu arada işler profesyonelleştikçe seyirci baskısı da devreye girer.

İyi bir kulüpteysen paranı alır, yaşamını zorlanmadan devam ettirirsin. Ama kulüpte bir de para sorunu varsa işte o zaman yandı gülüm keten helva.

Her gün antrenörden fırça yersin. Gençsin büyüklerden fırça yersin, seyirciden hakareti yersin.  Yerin, yurdun yoktur seneye nerede olacağını bilemezsin.

İşte sevgili okuyucular  kısaca bir sporcunun yaşadıkları böyledir.

Bizler tribünlerden veya Tv karşısında onlara özenirken  özendiklerimiz aslında  bu zorlukları aşıp sabırla, disiplinle çalışıp en üst seviyeye gelenlerdir.

O seviyelere gelmek kadar orada kalabilmek daha da zordur.

Yıllar boyu bu baskılara direnecek, deliler gibi çalışacak, otobüs, uçak, otel dünyayı gezecek ve hep en iyi olmaya çalışacaksınız.

İşte o hayran olduklarınız, bu özel insanlardır.  Emin olun özendiğiniz o hayat hiçte gözüktüğü gibi değildir. Bütün o güzel hayat hiç beklemediğiniz bir anda bir sakatlıkla alt üst olabilir, bütün hayalleriniz bitebilir.

İşte sevgili okuyucular, sporculuk böyle bir şeydir.

Bu yüzden bu şovun yıldızlarına bakarken, zaman zaman buralara gelirken ve buralarda kalırken ne eziyetler çektiklerini unutmayalım.

Hepsinin sizin gibi etten, kemikten, sinirden yapılmış insan olduğunu unutmayalım.

Evet çok büyük paralar alıyorlar, ama emin olun çok zor bir iş yapıyorlar.

Emin olun bu işkencenin 10’da 1’ine hiçbir normal insan dayanamaz.

Haftaya antrenörler konusunda görüşmek üzere.

Kalın sağlıcakla

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus

Comments are closed.