Tam Da Şimdi Sakin Olma Zamanı…

Geçtiğimiz hafta sonu bir hüsran daha yaşadık Mimar Sinan Arena’da…

Olin Edirne, Türk Telekom’u da evine mutlu gönderdi…

Çok önemli bir maçtı bizim için…Kazansaydık gerek matematiksel, gerekse mental olarak daha iyi bir pozisyonda olacaktık…

Kötü başladık… Kötüden öte, tutuk başladık… Takımın üstünde garip bir ruh hali göze çarpıyordu… Baskı mı desek, huzursuzluk mu, moralsiz miydiler kestiremedik… Fakat tribünden iyi görünmüyordu…

Neyse sonra toparlandık, Telekom’u yakaladık… Son periyoda 51-48 önde girdik…

Bu sezon alışageldiğimiz gibi hakem yorumları !!! yine aleyhimize oldu… Ters kararlar, “Zafer Yılmaz” suretiyle sahadaydı bu defa…  Rakip pota altında Olin pivotunun defalarca, farklı pozisyonlarda formasından çekilmesine “devam” denirken, tam Olin’in maçı koparacağı anlarda üst üste hücum fauller yapıverdi bizim oyuncular…

Kaybettik sonuçta… Ümidimizi değil ama… Maçı kaybettik sadece… Önümüzde kazanılacak maçlar var daha …

Tam da böyle düşünürken, Koç’un maç sonu açıklaması düştü sanal aleme ve haber sitelerine…

Sitemi vardı Gökhan Taştimur’un… Tribünden negatif enerji aldıklarından yakınıyordu…

“Keşke böyle söylemeseydi” diye düşündük…

“Zamanı değil” dedik…

Çünkü herkes gergindi…Düşme korkusu iyiden iyiye hissediliyor ve Mimar Sinan Arena’nın müdavimleri endişe duyuyordu… Bu durum da hoşnutsuzlukları körüklüyor, farklılıkları ve ayrışmaları derinleştiriyordu…

Bu kritik süreçte, polemik yaratacak söz ve davranışlardan özellikle kaçınmak gerektiğini düşünüyorum…Zira böyle zamanlarda hem duygular, hem de tepkiler çok daha yoğun olur… En ufak bir kıvılcım telafisi imkansız sonuçlara yol açabilir…

Nitekim bu sözler beklediğimiz etkiye yol açmıştı… Sanal ortamda büyüyen tartışmalar, konuşulan, yazılan, çizilen, paylaşılan tepkiler Pazartesi akşamı Gökhan Taştimur ve yönetici Mehmet Kıskaç’ın ortak bir basın toplantısı düzenlemesine sebep oldu…

Bana kalırsa bu tür açıklamalar hem çok doğru tespitlere dayanmadığı, hem de tartışmayı tetiklediği için bu aşamada çok da gerekli değildir. Bunun yerine herkesin kendi işine yoğunlaşıp diğer paydaşları da bu yönde motive etmesi daha önemli…

Yine de verilen mesajları değerlendirmek adına,  basın toplantısında söylenenlere bir bakalım;

Mehmet Kıskaç’dan başlayacak olursak, öncelikle “sonuna kadar hocamızın arkasındayız” mesajını vermiş ki, bundan doğal bir şey olamaz… Gökhan Taştimur halen Olin Edirne Basketbol takımının başındaysa, elbette Yönetim Kurulu onun arkasında durmak ve destek vermek durumundadır.Bir antrenörün,  Yönetim Kurulu’na rağmen ! herhangi bir şey yapması mümkün olabilir mi…?

Kulübün oyunculara ve alışveriş yapılan hiç kimseye borcu olmadığını söylemiş… Bunu da biliyor ve her fırsatta övgüyle bahsediyoruz… Bu konuda  belki de Beko Basketbol Ligi’ndeki tek ve örnek kulüp Olin Edirne…

“Düşmek çok kolay…Koç’a bağırılır, oyuncuya bağırılır bundan dolayı takım küme düşer… Düşmenin ne demek olduğunu herkes bir düşünsün” demiş ve kalan maçlarda taraftardan destek istemiş… Takımın küme düşme ihtimalinin, taraftar arasında nasıl bir endişeye sebep olduğunu gayet iyi bilenlerdenim… Edirne’de yaşayıp da Olin’in küme düşmesini  isteyen ; ya mantıktan yoksundur, ya da sporu, basketbolu sevmediği halde, bir şekilde bu işe bulaşmış ve üzerine bu yüzden angarya yüklendiğini düşünen biridir…

Önceki yazımda da belirttiğim gibi,

Bu takımın Beko Basketbol Ligi’nde olması Basketbol Federasyonu dahil !! herkesin faydasınadır…

Bir de Gökhan Taştimur’un  sözlerine kulak verelim…

Koç öncelikle dört yıldır kendilerini bir türlü ikna edemediği  ve sürekli şahsını eleştiren 10 kişilik bir grubun varlığından bahsetmiş… Kendisine karşı olan tepkilerin sahamızdaki maçlara negatif olarak yansıdığını söylemiş… Elbette Edirne’de basketbolla ilgili olup Gökhan Taştimur’u sevmeyen, tavrını, tarzını, söylemlerini beğenmeyen insanlar var… Bu kişilerin sayısı 10 dan fazla, o kesin… Ama 40 mıdır 50 mi o kadarını bilemem… Tam tersine Koç’u çok sevenler, toz kondurmayanlar da var… Bir de tabi Koç’a karşı özel herhangi bir şey hissetmeyen, sadece basketbol seyredip kulübüne destek olmak için gelenler var… Tüm bu farklı grupların salona yansıttığı enerji de doğal olarak farklı olacaktır… Bununla beraber, ben bu salonda ,münferit ve oyunun akışı içinde gerçekleşenler dışında, özellikle oyunculara yönelik ciddi ve yüksek volümlü bir tepkiye, onları baskı altına sokacak davranışlara pek de şahit olmadım… Koç’un ve yine koçun iddiasına göre takımın, ikibin kişi içindeki  10 kişinin olumsuz tavrından bu derece etkileniyor olması enteresan…

Ayrıca böyle bir söylem  başka bazı sakıncalar içeriyor… Mesela şimdi birileri kalkıp kendine görev edinir ve bahsedilen 10 kişi arasında olduğunu düşündüğü kişileri yola getirme vb misyonlar üstlenirse ya da hepimizin korktuğu gerçekleşir ve takım küme düşer de insanlar kalkıp birbirini suçlayıp hesap sormaya yeltenirse…?

Keşke Gökhan Taştimur kimseyi ikna etmek gibi bir çaba içinde olmasa ve kafasını bu konuyla meşgul etmeseydi… Belki o zaman bu kadar olumsuz etkilenmezdi…

“İki sayı bile geriye düştüğümüzde taraftarlarımızın endişeye düşüp eleştirilerini son derece tepkili bir şekilde vermesi oyuncuları geriyor” demiş… Bunda haklılık payı vardır mutlaka… Taraftarın hissettiği endişeyi muhakkak ki oyuncular da hissediyordur… Sezon başından bu yana  dördü uzatmaya giden, üçü son çeyreğine önde girip kaybettiğimiz toplam 7 maç, içerideki ve dışarıdaki Anadolu Efes maçlarıyla, içerideki Galatasaray maçını da sayarsak  maç sonlarında kaybettiğimiz toplam 10 maçın, hepimizde az çok bir travmaya ve güvensizliğe yol açtığı bir gerçek…Bunun sonucunda da kırılma anlarında taraftarın endişelenmesi, oyuncunun baskı hissetmesi kaçınılmazdır ve bunu engellemek olası değildir… Ancak takımın endişe ve baskıyla başa çıkmasını sağlayacak yöntemler vardır… Bu konuda profesyonel destek almak mümkün…

“…taraftarımızın bana yaşattığı o muhteşem atmosferi geri istiyorum…” diye devam ediyor Gökhan Taştimur… Doğrusunu söylemek gerekirse ben de çok özlüyorum o atmosferi… Bence sezon bittiğinde oturup ciddi olarak konuşulması gereken bir konu bu… Sıkıntıların ortaya konması, ayrışmaların sebebinin bulunup ortadan kaldırılması şart… Ama sezon bittiğinde…

Sayın Gökhan Taştimur’la  taraftar arasında geçen sezon ilk yarıdaki Beşiktaş maçı sonrasına kadar inanılmaz sıcak bir ilişki, çok olumlu bir iletişim ve güven vardı… O tarihte Koç’un takımı bırakması kelimenin tam anlamıyla “şok” etkisi yaratmıştı… Kendi adıma aynen en sevdiği oyuncağı elinden alınmış küçük bir çocuk gibi hissetmiştim… “nasıl yani… Gökhan Taştimur’suz nasıl olacak..?” diye düşünmüştüm… Çok kişinin benim gibi hissettiğini biliyorum… Çok sevdiğiniz, çok güvendiğiniz birinin sizi terk  etmesi gibiydi… Kırılmıştık açıkçası…

Koç’un bir süre sonra takıma geri dönmesi ise asla eski ilişkiyi geri getirmeyecekti. Nitekim öyle de oldu… Ne taraftar o eski sıcak duyguları hissedebildi, ne de Koç tribünlerden o alıştığı, beslendiği enerjiyi alabildi…

Sonuç olarak ; ben geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi takımın en az üç galibiyet daha alıp kümede kalacağına inananlardanım…

Bu kritik süreçte hiçbir tartışmanın, hiçbir açıklamanın, hiçbir toplantının vb. fayda getirmeyeceğini düşünüyorum… Hassasiyetlerin arttığı günlerde her söz dikkatle seçilmeli, her adım düşünülerek atılmalıdır.

Şu anda yapılacak en doğru şey ; kalan maçlara motive olmak, idmanda, salonda, parkede, tribünde, benchde ne gerekiyorsa onu yapmaktır.

Gereğinden fazla şeyler söylememek çok daha faydalı olacaktır.

Gökhan Taştimur’un  bir sözüne katılıyorum ; özellikle de bu dönemde “fevri davranmamak” lazım…

Ama bu herkes için geçerli…

Çünkü  ;

Tam da şimdi sakin olma zamanı…

 

(bu arada rahatsızlıkları nedeniyle hastanede gözetim altında olduklarını duyduğumuz  Gökhan Taştimur  ve  Artsiom Parakhouski’ye geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum)

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus
Subscribe to Comments RSS Feed in this post

2 Responses

  1. bravo

  2. SELEMİYE camisini MİMAR SİNAN yaptı,
    içinde ne teravaih namazları kılındı,
    binlerce cuma namazı okundu,
    binlerce mevlütler okundu,
    hepsi İMAMIN kayığına binip gittiler,
    ama SELEMİYE CAMİ’Sİ hep yerinde,

    abilerim ablalarım,teyzelerim,halalarım,dayılarım amcalarım,DEDİKODUYU bırakın artıkta ,
    maçları ALMAYA bakalım