Yazı: (1) “Sayın Ağaoğulları’na Gönderdiğim Mektup”

Yazı: (1) “Sayın Ağaoğulları’na Gönderdiğim Mektup”

Hiç kimsenin olmasını arzu etmeyeceği oldu ve Edirne Yağ Sanayi ve Ticaret A.Ş. “Olin” markası ile sponsor olduğu Olin Edirne Basketbol takımına 6 yıldır sürdürdüğü ana sponsorluğu sona erdirdi. Böyle bir şeyi bir çok Edirneli gibi ben de arzu etmesem de kulübün içinde bulunduğum 2 sezon boyunca yaşadıklarımı ve gördüklerimi göz önüne getirince benim için sürpriz ve hayret verici bir gelişme olmadı. Bir süredir böyle bir kararın çıkabileceğini tahmin ediyordum. Daha önce de sezon içinde yaşananlar nedeniyle artık ana sponsorun sabır ve tahammül sınırlarının zorlandığını ve birlikteliğin sona doğru gittiğini görüyordum. Ama açıkçası bu birlikteliğin bir yıl daha sürebileceğini sanıyordum. Beklediğimden çabuk gelişti.

Sevgili Murat Erbaş ile beni çok sevdiğimiz kulübümüzden kopmaya, ayrılmaya getiren bir anlamda önceden gördüğümüz süreç ve Erbaş’ın deyimiyle kulüpte yaşanılan “Akıl Tutulması” oldu. Biz gidilen yolun ve varılacak yerin hiç de aydınlık olmadığını daha testi kırılmadan çeşitli biçimlerde anlatmaya çalışmamıza karşın dile getirmeye çalıştığımız her şey ellerin tersiyle, dudak bükülerek ve her şeyi biz biliriz edasıyla bir kenara itildi.

Ve bugün gelinen nokta da ne kadar doğru görüşler içinde olduğumuz ortaya çıkmıştır. Keşke yanılan biz olsaydık. Ama yaşam hiçbir şeyi tesadüflere bırakmayacak kadar ciddi bir şey olduğu için ve daha önce bu tip şeyler bolca yaşandığı için keşkelerin bir anlamı kalmıyor.

Evet bu güne kadar düşüncelerimi ancak sohbet düzeylerinde dostlarım ve arkadaşlarımla paylaştım. Ama bütün yaşanan olumsuzlukların bir yönüyle de artık daha geniş çevrelerce bilinmesi, gelecek için yaşananlardan dersler çıkarılması amacıyla paylaşılması gerekiyor. Bu düşüncemi Sayın M.Edip Ağaoğulları’na olan sevgi ve saygım dolayısıyla, her şeyin belli olacağı 15 Haziran tarihine kadar ertelemiştim.(Hatta Olin’in sponsorluk anlaşmasını sonlandırdığını 14 Haziran Perşembe akşamı, karardan birkaç saat sonra öğrenmeme rağmen bunu sayın Ağaoğulları’na olan saygım dolayısıyla deşifre etmedim ve resmi açıklamayı bekledim)  Şimdi artık bazı şeylerin en başta cefakar, fedakar taraftarlarca da bilinmesi gerekiyor. Onlar bu kulübe gözü kapalı, yürekten inandılar. Hem zamanlarını hem de paralarını fedakarca harcadılar. Onlar ana sponsordan sonra bu takımın en büyük sahipleriydiler. Bir bölümü kredi kartlarından çektirdikleri kombine taksitlerini hala ödemeye devam ediyorlar.

Şimdi artık yazma, konuşma ve hep birlikte yapılan yanlışları ortaya dökme ve bunlardan ilerisi için dersler çıkarmak zamanıdır.

İlk yazıma 3 Mayıs 2012 tarihinde sayın M.Edip Ağaoğulları’na gönderdiğim yazıyı sizinle de paylaşarak başlamak istiyorum. Çok çok az bölümlerini sildim. Çünkü oraları siz değerleri basketbol taraftarlarını ilgilendirmiyordu. Sayın Ağaoğulları’na gönderdiğim yazı benim neden çok sevdiğim Olin Edirne Basketbol’daki görevimden ayrıldığımın açıklamasını taşıyor.

Sayın

M.Edip Ağaoğulları

Saygıdeğer Edip Bey

Kıymetli vaktinizi alacağımdan ötürü önce özür diliyorum. Sizin de çok yakından bildiğiniz gibi Olin Edirne Basketbol Kulübü’ndeki görevim Erdemir maçından sonra 12 Nisan 2012 tarihinde sayın genel menajer’in tarafıma bildirdiği üzere yönetim kurulu kararıyla sona erdirilmiştir. Size konuyla ilgili nasıl ve neler aktarıldı bilemiyorum. Ama konuyu bir de benim ağzımdan duymanızda yarar olacağını düşünmekteyim.

Sayın Taştimur’un 2011-12 sezonu öncesi kulüp içinde başlattığı kötümser havayla birlikte gelişen süreçte olup bitenlere siz de yakından şahit oldunuz.  Sayın Taştimur lig öncesi defalarca artık mutlu olmadığını ve yakaladığı elektriği kaybettiğini gerek kamuoyuna yaptığı, gerekse daha dar çerçevede yaptığı açıklamalarla beyan etmiş ve tazminatlarının verilerek ayrılmak istediğini belirtmişti. Bunu bana da ikili konuşmalarımızda defalarca belirtmiş hatta lig başlamadan önce, Kasım ayı sonunda mutlaka ayrılacağını söylemişti. Gerek İtalya kampında, Yunanistan turnuvasında, Kıbrıs’ta, gerekse Türkiye Kupası’nda bu mutsuzluğunu çok net biçimde saha dışına yansıtmıştı. Lig başladığında da  durum aynı idi ve 2 sezondur süren başarılı birlikteliğin artık sonuna gelindiği açık seçik ortaya çıkmıştı. Edirne’de oynadığımız ve kaybettiğimiz (!) Trabzon maçının hemen bitimiyle birlikte Asbaşkan sayın Hamami’ye “Lütfen artık hocayı görevden alın. Birlikte geçirilecek her gün iki tarafa da zarar vermeye başlayacak” demiştim. Ama daha lig başlamadan yolların ayrılması gerekirken bu cesaretli karar ertelenmiş ve bir kırılma noktası olan Trabzon maçından sonra da bu yolda adım atılamamıştır. Ta ki, İstanbul’da oynadığımız 8.hafta Beşiktaş maçının ardına kadar. Burada da artık bardak taştığı için karar verilebilmiştir.

Sayın Taştimur’un  Salsabasket sitesinde hemen Beşiktaş maçının ardından çıkan “Yönetim Kuruluna İstifamı Sunacağım” mealindeki açıklamasını takım otobüsü ile Edirne’ye dönerken yolda öğrendim. Bunun doğru olamayacağını düşünerek kendisine sorduğumda “Evet doğru, ben açıkladım. Sus karıştırma” dedi. Kafam allak bullak oldu. Tavırlarından siz dahil kimsenin haberi olmadığını anladım. Çok açık yüreklikle söylüyorum aklıma “Size yapılan en büyük hakaret” olarak kazındı hemen. Çünkü daha bir saat önce Akatlar Spor Salonu’nun bahçesinde, otobüsün yanında sizinle baş başa bir süre konuşmuştu. Bu kararı orada size bile açmamasına hayretler ettim ve size yapılmış büyük bir saygısızlık olarak niteledim. Ve içimden “İnşallah Edirne’ye döndüğümüzde derhal görevine son verilir” diye düşünmeye başladım. Belki hatırlayacaksınız, ertesi gün siz oğlunuzu ben de kızımı basketbol okuluna getirmiştim ve arkadaki Cumhuriyet Spor Salonu önünde sizinle kısa bir konuşmamız olmuştu ve size “Ne olur artık gerekli tavrı alınız” demiştim ve siz de “Gereken yapılır” demiştiniz.

Evet en başta sizin onayınızla ve yönetim kurulu kararıyla Taştimur’la yollar ayrıldı ve geç de olsa yapılması gereken yapıldı.

Pazartesi günü yönetim kurulu ile görüşen Taştimur, alınan karar ve kontratın feshi konusundaki bekleyiş o gün ki gibi gözümün önünde. Bazı yönetim kurulu üyeleri, Genel Menajerin odasında heyecanla (Biz de dahil) kontratın fesih imzasını beklerken ve bu süreç biraz uzarken demediklerini, etmedikleri küfürleri bırakmamışlardı, belki de  haklı olarak. Sözleşmenin feshini imzaladığı haberi gelince de bir kurban kesilmediği kalınmış ve herkes birbirine sarılarak, öperek “Oh kurtulduk” nidaları yükselmişti. Evet gerçekten de kulüp giderek habisleşen bir durumdan kurtulmuştu.

Bu süreç içinde  genel menajer “Kim ki bu adamla görüşürse, onun işine son veririm” bile demişti.

Gökhan Taştimur’un işine son verildikten kısa bir süre sonra bir yönetim kurulu üyesi ile sohbet ederken bana “İşler kötü giderse B planımız hazır. Taştimur’a gel bu hale getirdiğin takımı topla, soktuğun bataktan çıkar diyeceğiz. Elbette bu süre içinde para falan da vermeyeceğiz. Ama ne olur bunu kimseyle paylaşma” demişti. Ben bu durumu başka bir şekilde formüle ederek hem Murat Erbaş’a hem de Serdar Yiğitsoy’a “Oldu ya, Gökhan Taştimur bir şekilde tekrar göreve getirildi. Ne dersiniz ?” diye sorduğumda her iki arkadaşım da beni hayalcilikle itham etmişlerdi. Hatta genel menajer “Ben olduğum sürece o şahıs2222 bu kapıdan adımını bile atamaz” diye tepki göstermişti.

Gökhan Taştimur’dan sonra görevi üstlenen Erdem Can ve Ali Burgul’a methiyeler yağdıran, ne olursa olsun arkanızdayız diyen bir yönetim kurulu, en zor dönemde görevi kabul eden bu iki insana görevden alındıklarını bile yüzlerine bildirme cesareti gösterememişlerdir. Bu ikiliye görevlerine son verildiği, hiç alakası olmadığı halde yanılmıyorsam Ege Taşpınar tarafından bildirilmiştir. Genel menajer, Erdem Can ve Ali Burgul eşyalarını toplayıp salondan ayrılana kadar onlarla karşılaşmamak için odasından dışarı çıkmamıştır.

Tofaş mağlubiyeti ile büyük bir panik içine girerek “Denize düşen yılana sarılır” anlayışıyla takımı bu duruma getiren kişiye bütün Türkiye’ye maskara olacak bir şekilde “Gel bizi kurtar” denerek tekrar görev verilmiştir. Ne bir ilke, ne bir etik davranış biçimi… Hiç bir şey dikkate alınmayarak koca bir kulübün onuru ayaklar altına alınmıştır. Söylenen, yazılan bir çok söz yalanıp, yutulmuştur.  Ve maalesef , en büyük saygısızlık size yapılmasına rağmen, sizi de bütün iyi niyetinizi su istimal ederek konuyla ilgili ikna etmişlerdir.

Alttaki satırlar yönetim kurulu açıklamasındandır.

“Son olarak belirtmekte yarar görüyoruz. Hiç kimse kurumların üstünde değildir. Kişiler geçici kurumlar kalıcıdır. Hiçbir kişi, kim olursa olsun Olin Edirne’nin ve şehrimiz Edirne’nin üstünde ve önünde değildir.”

Bu satırlar da çok büyük bir olasılıkla bir yönetim kurulu üyesine aittir ve salsabasket.com’da yayınlanmıştır:

“değerli arkadaşlar; öncelikli soru şu edirne mi? hoca mı? şu andaki takımı kim oluşturdu acaba? fatih solak ı transfer edip kadroya dahi dahil etmeyen kim? yeterli seviyede değilse onu yeterli seviyeye getirecek kim? acaba yönetim kurulunun neler yaptığı veya neler yapacağını bilen var mı? bunları bilmeden yönetim kurulunu nasıl suçlarız?

evet hocanın bilgisi tartışılmaz. ama yönetim kurulu ile sıkıntılarını paylaşmadan internet ortamında ayrılış sinyali vermek neyin nesi oluyor. bazı arkadaşlar luka transferini soruyor hocamız olur vermeden transfer olabileceğine akıl erdiriyormusunuz? bu şekilde düşünenlerin aklına şaşarım. unutulmaması gereken EDİRNE BİR TANEDİR. AMA BASKETBOL KOÇLARININ SAYISINI BEN BİLMİYORUM. her şey edirnemize hayırlı olsun. ama her halukarda her şey güzel olacaktır. ayrıca elinde ali ve erdem hoca varken başka koçlar aranmaz bu böyle bilinmelidir. hiç bir menejer,  hoca veya sporcuların alacağı mı var ki hocamız istifa ediyor. parayı alırken iyi biliyormusunuz ki sezon toplam alacağı hocanın 250.000 tl ve 190.000 tl sini tahsil etmiş durumda.ücretin yüzde altmışını alacaksın ama ligin üçte birindeyken bırakacaksın oh ne ala memleket. hem de istediğin oyuncular transfer edilmişken. kim mi bu sporcular reha öz fatih solak videnov. ne güzel değil mi arkadaşlar”

(4 Aralık 2011)

Şimdi bütün bunlardan sonra nedir Gökhan Taştimur’un geri çağrılması. Bunun etik değerlerle, onurlu bir davranışla alakası var mıdır?

Gökhan Taştimur ikinci gelişinden sonra (Erdemir maçından sonra) bir basın toplantısında bazı seyircilerin tepkisi üzerine “Önce basketbol salonundaki duruşumuzu, vizyonumuzu, davranış biçimimizi çok düzgün bir biçimde oturtmalıyız. Eğer bunu beceremiyorsak düşelim! Onu güzelleştirip tekrar çıkalım gerekirse” diyebilme cesaretini göstermişti. Ama yönetim kurulumuz dik durarak “Düşersek düşelim. Çalışır tekrar çıkarız” diyebilme  erdemini gösterememiştir maalesef.

Kurumların üstünde kimse olamaz diyen bir anlayış, kaçıp giden ve kurumu yüz üstü bırakan bir anlayışa teslim olmuştur. “EDİRNE BİR TANEDİR. AMA BASKETBOL KOÇLARININ SAYISINI BEN BİLMİYORUM” anlayışından sanki Türkiye’de başka hoca yok anlayışına gelinmiş ve “Bizi sattı” denilen kişi tekrar göreve çağrılmıştır. İşte benim bütün tepkim bunlaradır. Bu anlayışla ne bir vizyonumuz ne de bir misyonumuz olabilir. Bunlar geleceği olmayan, günü kurtarmaya çalışan bir anlayışın ürünüdür. Böyle bir düşünce biçimiyle nasıl bir kurumsallaşma sağlanabilir ? Banvit’in, Pınar Karşıyaka’nın, Tofaş’ın kurumsal yapısına nasıl ulaşılabilir? Nasıl Türkiye basketboluna imza atılabilir?

Ben bu kulüpte çalışmaya başlarken, yapılan teklifi kabul ederken çorbada bir tuzum olabileceği ve kurumsallaşmasına bir nebze de olsa katkı sağlayabileceğim düşüncesi ile kabul etmiştim. Benden önce bu göreve getirilen ve 3 ay sonra bir işe yaramayacağı için 25.000 TL tazminatı verilerek gönderilen kişiye verilen ücreti bilmeme rağmen ……….. göreve başladım. Ben şehrimin takımına kulübüne nasıl hizmet ederim anlayışı içinde idim. Gelinen noktada görünen o ki; Yanlış yapmışım!

Gökhan Taştimur ikinci göreve gelişinin ertesi günü (Drama maçından bir gün sonra) beni arayarak benimle görüşmek istediğini ve kulüp dışında buluşmamızı söyledi. MADO’da buluştuk ve 2 saate yakın konuştuk. Bana “Benim gelişimden memnun olmadın galiba” dedi. Ben de  “Senin gelişinden öte getirilmenden rahatsız oldum. Gidişin şık değildi, ama dönüş biçimin hiç şık olmadı” dedim. Ve düşüncelerimi açık açık söyledim. Ayrıca “Ama Edip bey bunu kabul ettiyse bana söyleyecek bir şey düşmez, artık takımın başarısı için senin yanındayım” dedim. Hatta isterse görevimden de ayrılabileceğimi ilettim. Bunu Taştimur’un göreve gelmesinden hemen sonra sayın Hamami’ye de söylemiştim; görevi bırakabileceğimi iletmiştim. Sakın böyle bir şey yapma demişti sayın Okan Hamami. Bütün bunlardan sonra sezon sonunda görevimi bırakma kararı almıştım zaten.(Bunu bazı yakın dostlarımla paylaşmıştın) Bu şartlar altında kulübe bir yararımın olacağını düşünmüyordum.

Bütün düşüncelerimi  sayın Taştimur’a açık açık söylememe rağmen kendisi tarafından birkaç kez tarafıma suçlamalar geldi. Bunları reddettim. Çünkü ben düşüncelerimi açık açık yüzüne karşı söylemiştim zaten.

Erdemir maçından sonra da, maçı kaybettiğimizden dolayı değil, tribünlerde bedava bilet verilerek maça sokulan bir gurubun maç sonunda liseli gençleri de provokasyonlarına alet ederek sahaya atkı, forma atarak protesto gösterisine girmeleri karşısında duygularıma hakim olamayarak sayın Okan Hamami’ye tribünleri göstererek “Kutluyorum sizi, eserinizle övünebilirsiniz” dedim. Bir başka yönetim kurulu üyesi de bu sözlerime aşırı bir tepki göstererek çirkin bir tavır sergiledi. Tek bir söz etmedim. Bu durum size nasıl yansıtıldı bilemem ama benim yaptığım budur sadece.

Köle pazarından köle alıp satar gibi görevime son verilmesine tepki sonucu da yönetim kuruluna gönderdiğim yazıyı size de gönderdim. Tepkim işime son verilmesine değildir. Benimle çalışmak istememelerini anlayışla karşılarım. Tepkim bu işin dürüst bir şekilde yapılmamasınadır. ………….. Ama bir Edirneli olmasaydım ve işimi layıkıyla yapmasaydım, yan gelip yatsaydım mutlaka ben de ………..  ödüllendirilirdim.

Mutlaka sizin de kulağınıza gelmiştir; Karşıyaka maçı öncesi sayın Taştimur İzmir’de maçtan bir gece önce yemekte yöneticilere şahsım hakkında iftiralarda bulunma cüreti göstermiş, beni taraftarı kışkırtmakla suçlamıştır. Tamamen iğrenç bu yalanı kendisine iade ediyorum. Kızmaktan öte koskoca insanların böylesi ucuz ve iğrenç yalanları atabilmelerine acıyarak ve iğrenerek bakıyorum. Ben görüşlerimi açık açık yüzlerine söylemiş bir insanım. Benim bundan başka gizli saklı ne işim olabilir?  Ben düşüncelerini söylemekten korkan, ama ardından kuyu kazan ………. değilim. Ben bu kulüpte yapabileceğim görevde oldum ve yapabileceğim işleri yaptım. Bildiğim en iyi işi yapmaya çalıştım. Şayet maddi ya da başka endişelerim olsaydı eğer, bütün olup bitenler karşısında (bir çoğunun yaptığı gibi) sesimi çıkarmaz, gözümü kapar, kulaklarımı tıkar devam ederdim. Benim kaygım, şehrimin insanlarının büyük bir fırsat yakalayarak kazandıkları sportif heyecanın giderek kaybedilmesi ve çok önemli bir şeyin heba olmasıydı. Doğru ya da yanlış (ki ben doğru yaptığıma inanıyorum) bir tavır içinde oldum ve vicdanım sonuna kadar rahat. Zamanın hiçbir şeyi gizli bırakmayacağına ve bütün yanlışlıkların günün birinde ortaya çıkacağına inanıyorum.

Bu şehre yaptığınız şovalyevari katkınız dolayısıyla bu şehrin bir sakini olarak size minnet duygularımı ve teşekkürlerimi iletmeyi bir borç biliyorum. Bir gazeteci olarak, bir Edirneli olarak şehrimin takımına katkılarımı sürdürmeye elimden geldiğince devam edeceğim. Yanlış gördüklerimi de saygı sınırlarını aşmadan eleştirmeye ve düzelmesini sağlamaya gayret edeceğim.

Kulüpteki görevim süresince size karşı bilmeden, istemeden bir üzüntüm olduysa affetmenizi rica ediyorum.

03.05.2012

Saygı ve sevgilerimle.

Levent TAKAN

Sosyal Ağlarda Paylaş

Share to Google Plus
Subscribe to Comments RSS Feed in this post

One Response

  1. ellerinize kaleminize yüreğinize sağlık …arif olan anlarmış ama arif olmak da bir erdemdir… olamamak ise … anne bak kral çıplak diyenler hep afaroz edildi … umarım kurumsallaşmış, amatörlük,kişisel çıkarlardan arındırılmış ego tatminlerinin şehrin gözbebeği klüplerde değil başka mekanlarda yapılması gerektiğini anlayabilmiş yöneticiler ve menegerler ile devam edilir