“Milli Takımla, Fenerbahçe İle Maçlar Yapardık”

Edirne’de basketbolun geçmişi ile ilgili yazılarımızın bu sefer ki konuğu Eczacı İbrahim Ay. İbrahim ağabey  1960’lı yıllarla ilgili güzel anılarını ve o yıllara ait fotoğraflarını bizlerle paylaştı. Biz de bunları sizlere aktarıyoruz, sizlerle paylaşıyoruz.

İbrahim Ay, 1945 yılında Edirne’nin Demirhanlı köyünde doğdu.1 yaşındayken Edirne’ye taşındalar. İlkokulu Şehitasım İlkokulu’nda okudu. Atatürk Ortaokulu’na devam etti. Liseyi Edirne Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu.

Edirne Spor Kulübü Başkanlığı ve bir dönem Edirne Belediye Başkanlığı görevlerinde bulundu. Halen eczacılık yapıyor.

 Röportaj: Sinan Alışkan & Levent Takan

 İbrahim Ağabey, sporla tanışmanız nasıl oldu?

İ.A.: Kaleiçi’nde oturuyor olmamız bir avantaj oldu.  Şimdiki Ekrem Demiray Spor Salonu’nun yanındaydı evimiz. Ekrem Demiray’ın dönemini de yaşamış olmam benim sporla tanışmama büyük bir etken oldu.  Sporla ilk tanışmam Manyas meydanında yaptığımız mahalleler arası futbol maçlarıyla başladı. Sonra kapalı spor salonunda basketbol ile tanıştım. Salonun hemen yanı başında oturan Ruhi (Uğurlu) ağabey bizim basketbola başlamamıza etken oldu. Onlar bizim idollerimiz idi. Basketbol aşkını bize o aşıladı.

Basketbola başladığımda ortaokulda idim. Benim branşlarım biraz zengindi. Basketbol, Boks, Güreş, Atletizm, Futbol, Aletli Jimnastik. Ben buların hepsini yaptım ve hepsinde takımlara girdim. Atletizm de 100 metre, 4×100 metre yarıştım.

Basketbol ile futbol yaşantım paralel gitti. Edirne Lisesi’nde, Edirne Spor’da hem futbol hem basketbol oynadım.  Cumartesi öğleden sonra Lise’nin basketbol maçında oynardım, Cumartesi gecesi Edirne Spor basketbol takımıyla maça çıkardım. Pazar sabahı atletizmde koşar, öğleden sonra Edirne Spor’da futbol oynardım.

Bu enerjiyi nereden alırdım?  Bu enerjiyi bana kazandıran, Allah selamet versin o zamanlar Edirne’de görev yapan savcı Taner ağabey oldu.  Bana salonda antrenman yaptırmazdı. Beni Söğütlüğe götürür ve Meriç’in kumlarında koştururdu. Yalın ayak hep o kumda koşardım. Bu bana hem sürat kazandırdı, hem bacaklarımı güçlendirdi, hem de kondisyonum güçlendi. Basketbolda, futbolda çok süratliydim.

Basketbol serüveniniz biraz açar mısınız?

İ.A.: Basketbol serüvenimiz çok ilginçtir. Biz 15 kadar arkadaş sınıf arkadaşıyız, mahalle arkadaşıyız, takım arkadaşıyız o zamanlar. Adeta bir kolej havası içindeydik. Öyle ki aynı renk gömlek diktirir On beşimiz  birlikte Edirne’de bisiklet turuna çıkardık. O zamanlar Edirne’nin sosyal yaşantısı çok ileriydi. Çok güzeldi. O zamanlar Museviler de basketbola çok ilgi gösterirlerdi. Örneğin Niko Kan çok iyi basketbolcuydu. Ruhi Uğurlu ile birlikte oynarlardı. Ben onlarla da oynama şerefine nail oldum. 1960 yılında Ruhi ağabeyle, Nedim (Hızlılar) hocam la, Tonto Türker’le birlikte ilk 5’te oynadım. O zamanlar çok büyük bir saygı ve sevgi vardı. Büyükler bizi çok severlerdi.  Bizim de onlara karşı saygımız çok büyüktü. Otur, otur! Kalk, kalk! Mesela Abit Karavit. Biz antrenörsüz çalışırdık ama o hep başımızdaydı. O yaşlarda bizim kötü alışkanlıklar edinmemize asla müsaade etmezdi. Sadece sporumuzla değil, her şeyimizle ilgilenirdi. Edirne Spor Kulübü’ne giderdik ama sadece üst katta ders çalışır, masa tenisi oynardık. Aşağıda bulunan lokale asla inemezdik. Eğer dersimiz zayıfsa, iyi not alamamışsak takıma da giremezdik.

Edir Spor Kulübü’nün lokal işletmecisi rahmetli Mehmet Akay (Namı diğer Doktor Mehmet-Kel Mehmet) 18 yaşını doldurmadan bizi lokal kısmına sokmazdı.

Şartlar nasıldı? Zorluklarınız var mıydı ?

İ.A.: Olmaz mı? Çok sıkıntılar çekiyorduk. Malzeme bulamazdık. Hatta kapalı salona giremezdik. Salonun sorumlusu, hatta her şeyi rahmetli İlhan ağabey (Keke İlhan) salona sokmazdı bizi. İlginç bir adamdı. Mehmet Üçsular (Harlem Mehmet) a zaman aramızda en zayıf olanımızdı. Salonun arka tarafındaki küçücük pencereden içeri girer ve bize kapıyı açar biz de kaçak olarak salonda antrenman yapardık.

Top bulamazdık. Yine kapalı salona kaçak girdiğimiz bir gün, odanın birinde spor malzemeleri vardı ve o odada eski, patlak bir meşin (deri) basketbol topu bulduk. Onu ayakkabıcı Ali agaya diktirdik. Ama bu bağcıklı bir toptu. Oynarken kontrolü çok zor olurdu. Topu diktirdikten sonra Edirne Spor kulübünün önünde duran ayakkabı boyacısı Ahmet agaya boyattık. Nihayet bir topumuz olmuştu. Harlem Mehmet geceleri bu topla uyur olmuştu. Bize en büyük hediye maçların devre arasında verilen yarım limondu. 

Ama buna rağmen Edirne’de basketbol çok iyiydi. Bizim en büyük rakibimiz Kırklareli idi. Fenerbahçe’de oynayan Zeki (Simitçi Zeki) Kırklareliliydi. İyi basketbolcuları vardı. Bir Kırklareli karması yaparlar bize maç yapmaya gelirlerdi. Bizden daha iyi olmalarına rağmen her seferinde onları yener gerisin geri yollardık. Şaşırırlardı. Ama biz de gerçekten basketbol aşkı vardı.

Nejat Balcı’nın bizde çok emeği vardır. O bizi disipline etti. Bize ağabeylik yaptı. O zaman antrenörlerimiz yoktu, ağabeylerimiz vardı. Nejat ağabey de iyi basketbolcuydu. Gelir bizi çalıştırırdı. Bizim başımızda o, onun başında da Abit ağabey dururdu.

Başımızda antrenör yoktu ama Nedim (Hızlılar) hoca gibi bir öğretmenimiz, ağabeyimiz vardı. Nedim hoca daha sonra Galatasaray Lisesi’ne beden eğitimi öğretmeni oldu. O da çok iyi basketbol oynardı. Dev cüssesi ile duvar gibiydi. Bunlar bizim için büyük avantajdı. Ben 15 yaşındaydım, bir de Ender ve Mehmet Üçsular o büyüklerin arasında ilk 5’e girerdik.

Bizim dönemimizde basketbol milli takımımız çok sık balkan şampiyonalarına giderdi. Kapıkule’den çıkmadan önce Edirne’de kalırlar ve bizimle bir hazırlık maçı yapıp öyle giderlerdi.

Sinan Alışkan: Fenerbahçe basketbol takımının da Edirne’ye gelip Edirnespor’la maç yaptığını biliyoruz. Bunu anlatır mısınız? Hatta Fenerbahçeli oyuncuların  çift taraflı turnike atmayı Edirnesporlu basketbolculardan öğrendiği söylenir. Doğru mudur?

İ.A.: Evet, bu doğru.  Burada ilk kez bizden gördüler bunu. Fenerbahçe ile maç yapmamız şöyle oldu. Milli Takım bizimle sık sık maç yaptığı için, bunlar da yurt dışına bir şampiyonaya giderlerken bizimle Edirne’de bir hazırlık maçı yapmak istemişler. Biz hakikaten güçlüydük ve güçlü takımlarla maç yapmak en iyi antrenmandır. Böyle oynadık onlarla. Yenildik ama adeta kan kusturduk sahada Fenerbehçe’ye.

Milli takım bir gelişinde Hüseyin Alp’te vardı. 2.15 boyuyla o zamanlar Türkiye’nin en uzun adamı. Saraçlar’ın bir ucundan, diğer ucunda duran Hüseyin Alp’i görürdük. Dev gibi gelirdi gözümüze.

Milli takımla maça başladık. Başa baş gidiyoruz. Milli takım oyuncuları çıldırıyorlar. Biz de o zamanlar 15-16 yaşlarındayız. Kensimizi göstermek istiyoruz. Deli gibi oynuyoruz. Ben de çok süratliyim.

Hani şimdi nasıl topu arkadaşına çıkartıp, o da topu havadayken tutup smaç yapar ya, o zamanlar benim de en büyük özelliği böyle gelen topu havada alıp havadayken ters dönerek sayı yapmaktı. Boyum uzun değildi ama yapıyordum işte. Nejat ağabey, Ruhi ağabey top kapıyorlar, bana çıkarıyorlar, ben de çok süratliyim fastbreak’ten ha bire sayı yapıyorum. Bana yine bir top attılar, bu topu havada yakaladım, ters dödüm hareketimi yapıp potaya atayım dedim ama o ne? Top bir anda elimden yok oldu. Bir baktım top Hüseyin Alp’in elinde. Adamın fırıncı küreği gibi elleri var. Duvar gibi önümde duruyor. Ama o bir potadan diğerine giderken ben iki kere gidip geliyorum. Çok hızlıydım yani.

Çok açık söylüyorum, bugün ki imkanlar bizim dönemimizde de olsaydı hem basketbolda hem futbolda Edirne uçardı.

Edirnespor’dan başka kulüp takımı var mıydı?

İ.A.: Meriç Spor vardı ve çok büyük bir çekişme, rekabet içindeydik. İstanbul’da bile kaç tane basketbol kulüp takımı vardı ki? Ama daha çok okullar arası maçlar olurdu ve çok çekişmeli geçerdi. Edirne Lisesi ve Sanat Okulu arasındaki her maç mutlaka olaylı biterdi.

Edirne karması olarak bölge şampiyonalarına giderdik. Sağdan soldan para toplayarak yol ücretimizi çıkarırdık. Birçok  takıma da kafa tutardık o imkansızlıklarımız, yokluklarımız içinde.

Sizden sonra bir dönem Edirne’de basketbol kaybolmaya başladı. Neden böyle oldu?

İ.A.: Bizim dönemimizde okul maçlarının çok ciddiye alınması ve müthiş bir rekabetin olması basketbola ilgiyi sağlıyordu. Ama devamının gelmesi için Edirneli yöneticilerin hiçbir çabası olmadı. O zamanlar Edirneli yöneticiler yeterli çabayı gösterselerdi, Olin gibi bir takımımız daha önce doğardı.

Şimdi, Allah razı olsun Mehmet Edip Ağaoğulları’ndan. Çok takdir ettiğim bir insan. Babasının izinde gidiyor. Basketbolu sevmiş, oynamış. Edirne’ye bir şey veriyor. Veriyor ama, ben pek kabul etmiyorum, onun verdiği para yabancılara gidiyor. Ben alt yapıların kurulup kendi oyuncumuzun yetiştirilmesinden yanayım. Al yapı çok ama çok önemli.

Bir de kalıcı başarı isteniyorsa istikrar gerekli. Bence bugün ki teknik heyetin uzun bir süre bu takımın başında kalması gerekiyor. Kaybetseler de kalması gerekiyor. Alex Ferguson kaç yıldır Manchester United’ın başında. Hep mi kazandı?

Bir de bu şehir artık bu takıma, Olin Edirne’ye sahip çıkmalı. Sadece M.Edip Ağaoğulları’nın sırtına bırakılamaz bu yük.

Öyle, biz marka kent oluyoruz demekle olmuyor. Marka kent olmada sporun çok büyük katkısı var. Gaziantep bugün marka kent olduysa Gaziantepspor’un, o zamanlar onun başında olan Celal Doğan’ın çok büyük emeği vardır bunda.

Bunu için yerel yöneticilerin, siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, esnafların kesinlikle ve kesinlikle Olin Edirne basketbol takımına sahip çıkması gerekmektedir.

Bu güzel sohbet için, bize verdiğiniz çok değerli fotoğraflar için size binlerce teşekkür ediyoruz İbrahim ağabey. Sana uzun ve sağlıklı bir ömür diliyoruz.

Subscribe to Comments RSS Feed in this post

One Response

  1. Hem basket, hem futbol takımında oynadığına göre; Can Bartu gibi komple bir sporcuymuş.

Yorum Ekle

Email adresi yayınlanmaz. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*